AİHM Yalçınkaya Kararı'nda, KHK ile ihraç işlemlerinin 'disiplin hukuku' güvencelerinden (savunma hakkı, soruşturma usulü) yoksun olarak, 'olağanüstü tedbir' adı altında yapılmasının, hukukun üstünlüğü ilkesinin bir gereği olan 'usuli adalet' (procedural justice) anlayışıyla nasıl çeliştiğini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #62495

Hukukun üstünlüğü, sadece maddi hukuk kurallarının adil olmasını değil, aynı zamanda bu kuralların uygulandığı sürecin de adil olmasını gerektirir. Bu, 'usuli adalet' olarak adlandırılır. AİHM Yalçınkaya Kararı, KHK ile ihraç süreçlerinin bu temel ilkeyi ihlal ettiğini ortaya koymuştur. **Usuli Adalet ile Çelişen Noktalar:** 1) **Savunma Hakkının İnkarı:** Usuli adaletin temel taşı, hakkındaki bir iddiaya karşı kişinin 'kendisini savunabilme' fırsatına sahip olmasıdır. KHK ile ihraçlarda, kişilere haklarındaki somut isnatların bildirilmemesi, delillerin gösterilmemesi ve karar alınmadan önce bir savunma yapma imkanı tanınmaması, bu en temel usuli hakkın inkarıdır. 2) **Keyfilik ve Belirsizlik:** Danıştay tarafından yaratılan ve yasal dayanağı olmayan 'olağanüstü tedbir' kavramı, süreci disiplin hukukunun belirli ve öngörülebilir kurallarından çıkarıp, idarenin keyfi takdirine bırakmıştır. Usuli adalet, sürecin belirli, şeffaf ve denetlenebilir kurallara göre işlemesini gerektirir. 3) **Dinlenilme Hakkının Göz Ardı Edilmesi:** Yalçınkaya Kararı'nda vurgulandığı gibi, mahkemelerin dahi başvurucunun argümanlarına anlamlı bir cevap vermemesi, kişinin 'gerçekten dinlenmediği' hissini yaratmıştır. Usuli adalet, karar vericinin, karşı tarafın iddia ve delillerini ciddiyetle dinlemesini ve değerlendirmesini zorunlu kılar. Sonuç olarak, disiplin hukuku güvencelerinin 'olağanüstü tedbir' adı altında bypass edilmesi, süreci adil bir hukuki süreç olmaktan çıkarıp, sonuçları önceden belli, şekli bir idari işleme dönüştürmüştür. Bu durum, hukukun üstünlüğü ve usuli adalet anlayışıyla taban tabana zıttır. (AİHS m.6; AİHM Yalçınkaya Kararı)