7539 sayılı Kanun'da, TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin 'genel kurul yetkilerini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın' kullanabilmesinin, şirketler hukukunun temel ilkelerinden olan 'ortakların yönetim ve denetim hakkı' ve 'sermayenin korunması' ilkeleri açısından yarattığı potansiyel sorunları analiz ediniz.
7539 sayılı Kanun'un TMSF'ye tanıdığı bu yetki, şirketler hukukunun temel ilkeleri açısından ciddi potansiyel sorunlar yaratmaktadır: 1) **Ortakların Yönetim ve Denetim Hakkının Ortadan Kalkması:** Türk Ticaret Kanunu'na göre, genel kurul, şirketin en üst karar organıdır ve ortakların iradesinin tecelli ettiği yerdir. Ortaklar, genel kurul aracılığıyla yönetim kurulunu seçme, ibra etme, denetçiyi belirleme, şirketin geleceğine ilişkin stratejik kararlar alma gibi temel 'yönetim ve denetim haklarını' kullanırlar. TMSF'nin bu yetkileri TTK'dan bağımsız olarak kullanması, ortakların bu temel haklarını fiilen ortadan kaldırır. Ortaklar, kendi şirketlerinin yönetimi ve geleceği hakkında tamamen söz hakkını yitirirler. Bu, mülkiyet hakkının bir uzantısı olan 'yönetim hakkına' ağır bir müdahaledir. 2) **Sermayenin Korunması İlkesinin Zedelenmesi:** Sermayenin korunması, şirket alacaklılarını ve azınlık ortakları koruyan temel bir ilkedir. TTK, sermaye artırımı, azaltımı, birleşme, bölünme, tasfiye gibi işlemler için genel kurulda nitelikli çoğunluklar ve özel prosedürler öngörür. TMSF'nin bu hükümlere tabi olmaksızın, örneğin 'şirketin satılmasına veya feshi ile tasfiyesine' karar verebilmesi, bu koruyucu mekanizmaları devre dışı bırakır. Bu durum, şirketin malvarlığının, ticari gerekçelerden ziyade, soruşturmanın veya idari bir kararın gereklerine göre, ortakların ve alacaklıların menfaatine aykırı bir şekilde elden çıkarılması riskini doğurur. Bu, sadece ortakların değil, aynı zamanda şirketle hukuki ilişki içinde olan tüm üçüncü kişilerin (alacaklılar, çalışanlar vb.) hukuki güvenliğini de sarsan bir durumdur. (TTK; 7539 SK m.7; Anayasa m.35, 48)