Anayasa Mahkemesi'nin Cumali Karaşahin Başvurusu'nda, Hazine arazisindeki ağaçların 'mülk' olarak kabul edilmesinin, 'kamulaştırmasız el atma' davalarındaki 'zilyet' kavramının anayasal bir temel kazandığı şeklinde yorumlanıp yorumlanamayacağını, mülkiyet hakkının özerk yorumu ilkesi çerçevesinde tartışınız.
Evet, Anayasa Mahkemesi'nin Cumali Karaşahin Başvurusu'ndaki kararı, kamulaştırmasız el atma davalarında 'zilyedin' korunmasının anayasal bir temel kazandığı şeklinde yorumlanabilir. Bu yorumun temelinde, mülkiyet hakkının 'özerk yorumu' ilkesi yatar. **Mülkiyet Hakkının Özerk Yorumu:** Anayasa Mahkemesi ve AİHM, mülkiyet hakkını, ulusal hukuktaki (örn. Medeni Kanun'daki) dar ve şekli 'ayni hak' tanımından daha geniş yorumlar. Bu özerk yoruma göre, tapuya kayıtlı bir mülkiyet hakkı olmasa bile, bir kişinin yeterli hukuki temeli olan (kanuna veya yerleşik içtihada dayanan) bir 'ekonomik değeri' veya 'meşru beklentisi', Anayasa m.35 kapsamında bir 'mülk' olarak korunur. **'Zilyet' Kavramının Anayasal Temeli:** Kamulaştırmasız el atma davalarında Yargıtay, uzun süredir, başkasının arazisi üzerindeki muhdesatın (yapı, ağaç) sahibi olan 'zilyedin', bu muhdesat bedelini talep etme hakkı olduğunu kabul etmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin Cumali Karaşahin kararında, bu yerleşik içtihadı ve Kamulaştırma Kanunu'ndaki düzenlemeyi 'meşru beklenti' yaratan bir hukuki temel olarak kabul etmesi, Yargıtay'ın 'zilyedi' koruyan bu yorumuna 'anayasal bir güvence' atfetmiştir. Yani, zilyedin muhdesat üzerindeki ekonomik menfaati, artık sadece bir Yargıtay içtihadı değil, Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunması gereken bir 'mülk' olarak tanınmıştır. Bu, zilyedin bu hakkını idareye ve hatta yasama organının keyfi müdahalelerine karşı dahi daha güçlü bir şekilde koruma altına alır. (Anayasa m.35; AYM Cumali Karaşahin Başvurusu)