Anayasa Mahkemesi'nin ve AİHM'in, temel hak ve özgürlükleri sınırlayan bir kanuni düzenlemenin 'belirli' ve 'öngörülebilir' olması gerektiği yönündeki ilkesini, KHK ile ihraç işlemlerinde kullanılan 'irtibat ve iltisak' kavramları açısından, hukuki güvenlik ve keyfiliğin önlenmesi bağlamında değerlendiriniz.
Hukuki güvenlik ilkesinin temel bir unsuru olan 'belirlilik' ve 'öngörülebilirlik', bir yasal düzenlemenin, bireylerin eylemlerinin sonuçlarını önceden tahmin edebilecekleri kadar açık ve net olmasını gerektirir. Bu, keyfi idari ve yargısal uygulamalara karşı en önemli güvencedir. **'İrtibat ve İltisak' Kavramları Açısından Değerlendirme:** AİHM (Yalçınkaya Kararı) ve AYM (güvenlik soruşturması kararları gibi), 'irtibat ve iltisak' gibi kavramların bu ilkelere aykırı olduğunu tespit etmiştir: 1) **Belirsizlik:** Bu kavramların hukuki tanımı, kapsamı ve hangi somut eylemlerin bu kapsama gireceği kanunla net bir şekilde belirlenmemiştir. 'Bağlantı' veya 'birleşme' gibi sözlük anlamları, hukuki bir norm oluşturmak için yeterli değildir. Bu belirsizlik, idareye ve mahkemelere sınırsız bir takdir yetkisi tanıyarak, her türlü yasal faaliyeti dahi (sendika üyeliği, banka hesabı, gazete aboneliği) bu kapsama dahil etme riski yaratır. 2) **Öngörülemezlik:** Bireyler, hangi yasal eylemlerinin, yıllar sonra 'irtibat' veya 'iltisak' olarak yorumlanacağını ve meslekten çıkarılma gibi ağır bir sonuca yol açacağını önceden öngöremezler. Bu durum, hukuki güvenliği tamamen ortadan kaldırır ve bireyleri sürekli bir belirsizlik ve endişe içinde bırakır. Sonuç olarak, belirsiz ve öngörülemez kavramlara dayanılarak temel hak ve özgürlüklere (çalışma hakkı, özel hayata saygı hakkı) müdahale edilmesi, hukukun üstünlüğünün temel bir gereği olan keyfiliğin önlenmesi ilkesini ihlal eder. (AİHS m.7; Anayasa m.13, 38; AİHM Yalçınkaya Kararı; AYM kararları)