Boşanma davasında, Yargıtay'ın, velayetin belirlenmesinde çocuğun 'idrak yaşına' (genellikle 8 yaş ve üstü) ulaştığı durumlarda, çocuğun 'görüşünün alınması zorunluluğu' yönündeki içtihadının, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesi ile olan ilişkisini ve bu görüşün hakim için bağlayıcılığını tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #62480

Yargıtay'ın, idrak yaşına ulaşmış çocuğun velayet konusunda görüşünün alınmasının zorunlu olduğu yönündeki yerleşik içtihadı, uluslararası hukukun ve özellikle Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin (ÇHS) iç hukuka bir yansımasıdır. **ÇHS m.12 ile İlişkisi:** ÇHS'nin 12. maddesi, 'görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip her çocuğun, kendini etkileyen tüm konularda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını' güvence altına alır. Ayrıca, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada, çocuğun 'doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatının' sağlanmasını öngörür. Velayet, çocuğu doğrudan etkileyen en önemli konulardan biridir. Yargıtay'ın, idrak yaşı (genellikle 8 yaş ve üstü olarak kabul edilir) olarak belirlediği bir eşikten sonra çocuğun görüşünün alınmasını zorunlu tutması, bu uluslararası yükümlülüğün yerine getirilmesidir. Bu, çocuğu pasif bir obje olmaktan çıkarıp, kendi geleceği hakkında söz sahibi bir 'hak öznesi' olarak tanımak anlamına gelir. **Görüşün Bağlayıcılığı:** Ancak, çocuğun ifade ettiği görüş, hakim için 'mutlak olarak bağlayıcı değildir'. Hakim, çocuğun beyanını, onun üstün yararını belirlemede önemli bir 'delil' olarak dikkate alır. Ancak hakim, çocuğun beyanının, yaşı, olgunluk düzeyi, ebeveynlerinden birinin etkisi altında kalıp kalmadığı gibi unsurları da göz önünde bulundurarak, çocuğun gerçek menfaatine aykırı olduğuna kanaat getirirse, çocuğun belirttiği görüşün aksi yönünde de karar verebilir. Nihai karar, her zaman 'çocuğun üstün yararı' ilkesine göre verilir. (TMK; ÇHS m.12; Yargıtay kararları)