Maddi tazminat davalarında, davacının, uğradığı zararın kapsam ve miktarını tam olarak ispat edemediği durumlarda, hakimin TBK m.50 uyarınca takdir yetkisini kullanabilmesi için, davacının 'zararın varlığına dair kanaat verecek olgu ve belgeleri' mahkemeye sunma yükümlülüğünün, 'taraflarca getirilme ilkesi' ile olan ilişkisini analiz ediniz.
TBK m.50, zararın tam ispatlanamadığı durumlarda hakime takdir yetkisi verse de, bu yetki, HMK'daki 'taraflarca getirilme ilkesini' (HMK m.25) tamamen ortadan kaldırmaz. Bu iki ilke arasında bir denge söz konusudur. **Taraflarca Getirilme İlkesi:** Bu ilkeye göre, davanın vakıalarını ve delillerini mahkemeye sunma yükümlülüğü taraflara aittir. Davacı, tazminat davasında, zararının varlığını ve miktarını ispatlamak için elindeki tüm delilleri sunmakla yükümlüdür. **TBK m.50'nin Rolü:** TBK m.50, bu ilkeye bir istisna veya hafifletme getirir. Ancak bu, davacının hiçbir şey yapmadan hakimin zararı belirlemesini beklemesi anlamına gelmez. Davacının, 'zararın varlığına dair mahkemede bir kanaat oluşturacak' asgari düzeyde olgu, bilgi ve belgeyi sunması gerekir. Yani, ispat yükü davacıdan tamamen alınmaz, sadece 'hafifletilir'. **İlişkinin Analizi:** Davacı, örneğin bir yangında ticari defterleri yanan bir esnaf ise, zararını tam olarak faturalarla ispat edemeyebilir. Ancak, vergi beyannamelerini, meslek odası kayıtlarını, benzer durumdaki esnafların gelir durumunu gösteren belgeleri veya tanık beyanlarını mahkemeye sunarak, zararının varlığı ve yaklaşık miktarı hakkında hakime bir 'başlangıç noktası' ve 'kanaat' vermelidir. Davacı bu asgari yükümlülüğü yerine getirdikten sonra, hakim, taraflarca getirilme ilkesinin katı sınırlarından kurtularak, TBK m.50'deki takdir yetkisini kullanabilir ve boşlukları hakkaniyete göre doldurabilir. Davacının hiçbir delil sunmadığı bir durumda, hakimin re'sen zarar araştırması yapması beklenemez. (TBK m.50; HMK m.25)