Boşanma davasında, Yargıtay'ın 'az kusurlu eşin, daha fazla kusurlu eşin boşanma talebine karşı çıkması halinde boşanma kararı verilemeyeceği' yönündeki içtihadının, 'evlilik birliğinin korunması' ve 'kusur ilkesi' arasındaki dengeyi nasıl kurduğunu tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #62471

Yargıtay'ın bu yerleşik içtihadı, TMK m.166/2'deki 'Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır' kuralının bir yorumudur. Bu içtihat, boşanma hukukundaki iki temel ilke arasında bir denge kurar: 1) **Kusur İlkesi:** Boşanma, temelde bir tarafın diğerine göre daha kusurlu olduğu veya her iki tarafın da kusurlu olduğu bir duruma dayanır. Bu ilke, evlilik birliğini kendi ağır kusuruyla temelden sarsan bir eşin, bu durumdan faydalanarak, boşanmak istemeyen daha az kusurlu eşi boşanmaya zorlamasını engeller. Yani, 'kimse kendi kusurundan hak çıkaramaz' genel hukuk prensibini boşanma hukukuna yansıtır. Daha kusurlu eşin boşanma davası açması, bu ilkeye aykırı olacaktır. 2) **Evlilik Birliğinin Korunması:** Az kusurlu eşe, boşanmaya 'itiraz etme hakkı' tanınarak, ona evliliğin devam edip etmeyeceği konusunda bir tür 'veto hakkı' verilmiş olur. Bu, evlilik birliğinin, en azından bir taraf için hala bir anlam taşıdığı ve korunmaya değer bir yarar olduğu varsayımına dayanır. Kanun koyucu ve Yargıtay, evliliğin devamında menfaati olan daha az kusurlu eşin iradesini, birliği bitirmek isteyen daha ağır kusurlu eşin iradesine üstün tutarak, evlilik birliğini koruma yönünde bir tercih yapmıştır. Ancak bu hak, TMK m.166/2'nin son cümlesi uyarınca, 'hakkın kötüye kullanılması' niteliğinde ise ve evliliğin devamında kimse için bir yarar kalmamışsa, etkisiz kalabilir. (TMK m.166/2)