HMK'ya göre, bir davanın 'belirsiz alacak davası' (HMK m.107) olarak nitelendirilebilmesi için aranan 'alacağın miktarını veya değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenememesi' şartının, hangi durumlarda gerçekleşmiş sayılacağını, özellikle işçilik alacakları ve haksız fiil tazminatları açısından örneklerle açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #62455

Bir davanın belirsiz alacak davası olarak açılabilmesi için, davacının, dava açtığı anda alacağının miktarını veya değerini 'objektif olarak' belirleyemeyecek durumda olması gerekir. Bu, davacının kendi ihmalinden değil, alacağın niteliğinden kaynaklanmalıdır. **Şartın Gerçekleştiği Durumlar:** - **Hesaplamanın Uzmanlık Gerektirmesi:** Alacağın miktarının ancak bir bilirkişi incelemesi veya teknik bir hesaplama sonucunda ortaya çıkacağı durumlar. Örneğin, bir işçinin fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının tam miktarını, işyeri kayıtları incelenmeden ve bir hesap uzmanı tarafından hesaplanmadan bilmesi beklenemez. Bu nedenle işçilik alacakları davaları, genellikle belirsiz alacak davasına konu olabilir. - **Zararın Gelişim Sürecinin Devam Etmesi:** Haksız fiil sonucu yaralanan bir kişinin, dava açtığı anda tedavi süreci devam ediyorsa, kalıcı maluliyet oranının ne olacağı ve toplam tedavi masrafının ne kadar tutacağı belirsizdir. Bu durumda, maddi tazminat davası belirsiz alacak davası olarak açılabilir. - **Karşı Tarafın Bilgi ve Belgelerine Ulaşma Zorunluluğu:** Alacağın miktarının tespiti, karşı tarafın elindeki ticari defterlere veya belgelere bağlıysa ve davacı bu belgelere dava açmadan ulaşamıyorsa, alacak belirsiz kabul edilir. Ancak, davacının basit bir araştırma ile veya elindeki belgelerle alacağını net bir şekilde hesaplayabildiği durumlarda (örneğin, ödenmeyen kira bedelleri, belirli bir senet alacağı), belirsiz alacak davası açılamaz. (HMK m.107)