Boşanma davasında, TMK m.184/5'te yer alan, 'Boşanma veya ayrılığın fer’î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz' kuralının, tarafların 'sözleşme serbestisi' ilkesine getirdiği sınırlamayı ve bu sınırlamanın 'kamu düzeni' ve 'zayıfın korunması' amaçları açısından önemini tartışınız.
TMK m.184/5'teki bu kural, boşanmanın fer'i sonuçları (nafaka, tazminat, velayet, mal paylaşımı gibi) üzerinde tarafların yaptığı anlaşmaların geçerliliğini, 'hakimin onayına' bağlı kılarak, özel hukuktaki 'sözleşme serbestisi' ilkesine önemli bir sınırlama getirir. **Sınırlamanın Amacı ve Önemi:** Bu sınırlamanın temelinde iki önemli amaç yatar: 1) **Kamu Düzeninin Korunması:** Özellikle 'velayet' gibi doğrudan kamu düzenini ilgilendiren konularda, tarafların yaptığı anlaşmanın, 'çocuğun üstün yararına' uygun olup olmadığını denetlemek hakimin görevidir. Taraflar, çocuğun menfaatine aykırı bir velayet düzenlemesi yapamazlar. 2) **Zayıfın Korunması İlkesi:** Boşanma sürecinin getirdiği duygusal ve psikolojik baskı altında, ekonomik olarak daha zayıf olan eş, haklarından orantısız bir şekilde feragat ettiği veya kendi aleyhine olan bir mali anlaşmayı kabul etmek zorunda kalabilir. Hakim, bu anlaşmanın taraflar arasındaki dengeyi fahiş bir şekilde bozup bozmadığını, bir tarafın aşırı sömürülmesine yol açıp açmadığını denetler. Örneğin, yoksulluğa düşeceği açık olan bir eşin, hiçbir nafaka veya tazminat talep etmediği bir anlaşmayı, iradesinin fesada uğratılıp uğratılmadığını sorgulayarak onaylamayabilir. Sonuç olarak, bu kural, tarafların irade özerkliğine bir müdahale gibi görünse de, aslında boşanmanın adil ve hakkaniyete uygun sonuçlar doğurmasını sağlayan, kamu düzenini ve zayıf tarafı koruyan vazgeçilmez bir güvencedir. (TMK m.184)