Bir maddi tazminat davasında, Yargıtay'ın 'hukuki yarar' şartını değerlendirirken benimsediği, 'davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşmasının mümkün olmaması' kriterini (HGK 2019/576 K.), adalete erişim hakkı açısından analiz ediniz.
Hukuki yarar, bir dava şartı olarak, davacının bir mahkeme kararı elde etmekte korunmaya değer, güncel ve hukuki bir menfaatinin bulunması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun anılan kararında da vurgulandığı gibi, bu şartın değerlendirilmesindeki temel kriterlerden biri, 'davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşmasının mümkün olup olmadığıdır'. **Adalete Erişim Hakkı Açısından Analiz:** Bu kriter, 'adalete erişim hakkı'nın (Anayasa m.36, AİHS m.6) somut bir güvencesidir. - **Dava Açmanın Zorunluluğu:** Eğer bir kişi, bir alacağı olduğunu iddia ediyor ve borçlu bu borcu gönüllü olarak ödemiyorsa, alacaklının bu alacağa kavuşabilmesi için elinde 'mahkeme kararı' elde etmekten başka hukuki bir yol yoktur. Mahkeme kararı olmaksızın cebri icra yoluna başvuramaz veya hakkını zorla alamaz. Bu durumda, kişinin bir mahkeme kararına 'muhtaç' olduğu ve dolayısıyla dava açmakta 'hukuki yararının bulunduğu' tartışmasızdır. - **Usuli Sebeplerle Reddin Önlenmesi:** Yargıtay, bu ilkeyi özellikle, davanın türünün (kısmi, belirsiz alacak) yanlış seçilmesi gibi usuli hatalarda uygulamaktadır. Mahkemelerin, 'yanlış dava türünü seçtin, bu nedenle hukuki yararın yok' diyerek davayı usulden reddetmesini engeller. Çünkü davacının temel amacı, ne tür dava açtığından bağımsız olarak, alamadığı alacağına kavuşmaktır. Bu yaklaşım, usuli şekilciliğin, hakkın özünü zedelemesini önler ve kişilerin mahkemeye erişimini kolaylaştırır. (HMK; Yargıtay HGK 2016/1166 E., 2019/576 K.)