HMK'ya göre, bir davanın 'eda davası' niteliğinde olması ile 'basit yargılama usulüne' tabi olması arasında zorunlu bir ilişki var mıdır? Mahkemenin, bir davayı hem 'eda davası' hem de 'inşai dava' olarak nitelendirip, her ikisi için de 'basit yargılama usulü'nü uygulamasının (Yargıtay 15. HD, E.2013/5649) yarattığı temel usul hatasını açıklayınız.
Hayır, bir davanın 'eda davası' (HMK m.105) olması ile 'basit yargılama usulüne' (HMK m.316) tabi olması arasında zorunlu bir ilişki yoktur. Bir davanın hangi yargılama usulüne tabi olacağı, davanın türünden (eda, tespit, inşai) değil, kanundaki özel düzenlemelerden kaynaklanır. HMK m.316, hangi dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi olacağını sınırlı olarak saymıştır. Bu listede yer almayan veya kanunda özel olarak belirtilmeyen tüm dava ve işler, kural olan 'yazılı yargılama usulüne' (HMK m.118) tabidir. İtirazın iptali gibi birçok eda davası, yazılı yargılama usulüne tabidir. **Mahkemenin Yarattığı Usul Hatası:** Yargıtay'ın anılan kararında, mahkeme iki temel hata yapmıştır: 1) **Hukuki Nitelemede Tutarsızlık:** Mahkeme, aynı davayı farklı zamanlarda hem 'eda davası' hem de 'inşai dava' olarak nitelendirerek, davanın hukuki niteliğini doğru ve tutarlı bir şekilde belirleyememiştir. Bu, hakimin davayı aydınlatma ve doğru hukuki sebebi bulma görevini ihlal eder. 2) **Yanlış Yargılama Usulü:** Mahkeme, hem eda davası hem de inşai dava olarak nitelediği her iki durumda da, kanunda özel bir hüküm olmamasına rağmen, davaya 'basit yargılama usulünü' uygulamıştır. Oysa dava, yazılı yargılama usulüne tabidir. Bu hata, tarafların dilekçe teatisi (karşılıklı dilekçe verme) haklarından, ön inceleme ve tahkikat süreçlerinin ayrılmasına kadar yargılamanın temel yapısını etkileyen, adil yargılanma hakkını zedeleyen ve tek başına bozma nedeni olan ciddi bir usul hatasıdır. (HMK m.105, 118, 316; Yargıtay 15. HD, E.2013/5649)