Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/907 sayılı kararında, alacak belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davası açılması durumunda, mahkemenin davacıya HMK m.119/2 uyarınca 'bir haftalık kesin süre' vererek davanın niteliğini belirlemesini istemesinin, 'hakimin davayı aydınlatma ödevi' (HMK m.31) ile olan ilişkisini analiz ediniz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun anılan kararı, hakimin, 'davayı aydınlatma ödevi' (HMK m.31) ile 'usulü işlemleri yönetme' (HMK m.32) görevlerini nasıl kullanması gerektiğine dair önemli bir örnektir. Davacının, alacağı belirli olmasına rağmen davasını belirsiz alacak davası olarak açması, davanın hukuki niteliği konusunda bir belirsizlik yaratır. **Hakimin Davayı Aydınlatma Ödevi:** HMK m.31, hakime, 'davanın maddi ve hukuki dayanaklarını' ve tarafların 'talep sonuçlarını' açıklattırma ve bu konudaki belirsizlikleri giderme görevi yükler. Yargıtay'ın kararında, mahkemenin, bu belirsizlik karşısında davayı hemen reddetmek yerine, davacıya HMK m.119/2'ye (dava dilekçesindeki eksikliklerin tamamlanması) kıyasen 'bir haftalık kesin süre' vererek, davasının belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olduğunu netleştirmesini istemesi, tam olarak bu aydınlatma ödevinin bir gereğidir. Davacı bu süre içinde davasının kısmi dava olduğunu beyan ederse, yargılamaya bu şekilde devam edilir. Bu yaklaşım, tarafların usuli hatalar nedeniyle hak kaybına uğramasını önler ve maddi gerçeğe ulaşma hedefine hizmet eder. Hakim, pasif bir gözlemci değil, yargılamanın doğru bir hukuki zeminde ilerlemesini sağlayan aktif bir yöneticidir. (HMK m.31, 32, 119/2; Yargıtay HGK 2020/907 K.)