Bir maddi tazminat davası açılırken, davacının taleplerini 'fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak' ileri sürmesinin, 'kısmi dava' kurumu ve zamanaşımının kesilmesi açısından ne anlama geldiğini, ıslah kurumuyla olan ilişkisini de dikkate alarak açıklayınız.
Davacının, bir maddi tazminat davası açarken 'fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak' belirli bir miktar talep etmesi, HMK m.109'a göre bir 'kısmi dava' açtığı anlamına gelir. Bu yöntemin temel sonuçları şunlardır: **Zamanaşımının Kesilmesi:** Kısmi davada zamanaşımı, sadece 'dava edilen kısım için' dava açıldığı tarihte kesilir. Saklı tutulan, yani dava konusu edilmeyen 'bakiye alacak' için zamanaşımı işlemeye devam eder. Bu, kısmi davanın en önemli riskidir. **Islah Kurumuyla İlişki:** Davacı, yargılama sırasında, örneğin bir bilirkişi raporuyla alacağının tamamı netleştiğinde, dava konusu yapmadığı bakiye alacağını talep etmek için iki yola başvurabilir: 1) **Islah (HMK m.176):** Aynı dava dosyası içinde, tahkikat sona erinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere 'ıslah' dilekçesi vererek talep sonucunu artırabilir. Islah, yeni bir dava olmadığı için, ıslahla artırılan kısım için zamanaşımı, ilk davanın açıldığı tarihte kesilmiş gibi sonuç doğurur (bu konu doktrinde tartışmalı olmakla birlikte Yargıtay uygulaması bu yöndedir). Bu, davacıyı zamanaşımı riskinden korur. 2) **Ek Dava:** Davacı, bakiye alacağı için ayrı bir 'ek dava' da açabilir. Ancak bu durumda, ek davanın açıldığı tarihte bakiye alacak için zamanaşımı süresi dolmuşsa, davalı zamanaşımı defini ileri sürebilir. Bu nedenlerle, bakiye alacağın zamanaşımına uğramaması için genellikle 'ıslah' yolu tercih edilir. (HMK m.109, 176)