Ceza Muhakemesi Hukukunda 'doğal/yasal yargıç' ilkesinin (Anayasa m.37), bir yerde birden fazla aynı tür mahkeme (Asliye Ceza, Ağır Ceza) bulunması durumunda, davanın hangi dairede görüleceğini belirleyen özel kanun hükümlerinin (örn. Basın Kanunu m.27/2) uygulanmasındaki önemini, Yargıtay'ın bu konudaki katı tutumunu dikkate alarak değerlendiriniz.
Anayasa'nın 37. maddesindeki 'Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz' hükmüyle güvence altına alınan 'doğal/yasal yargıç' ilkesi, bir suç işlenmeden önce, o suça hangi mahkemenin bakacağının kanunla ve soyut olarak belirlenmesini gerektirir. Bu, davaya göre hakim veya mahkeme yaratılmasını, yani keyfiliği önler. Bu ilke, sadece mahkemenin türünü (görev) değil, aynı türden birden fazla mahkeme bulunan yerlerde, hangi dairenin (numaranın) o davaya bakacağını belirleyen 'iş dağılımı' kurallarını da kapsar, eğer bu dağılım kanunla yapılmışsa. **Özel Kanun Hükümlerinin Önemi:** 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 27/2. maddesi, 'Bir yerde ... asliye ceza mahkemesinin birden fazla dairesi bulunması halinde bu davalar iki numaralı mahkemede görülür' diyerek, kanunla özel bir iş dağılımı ve görevlendirme yapmıştır. Yargıtay, bu tür özel kanun hükümlerini, doğal yargıç ilkesinin bir gereği olarak katı bir şekilde uygular. **Yargıtay'ın Tutumu:** Yargıtay, Basın Kanunu kapsamına giren bir davanın, kanunda açıkça belirtilmesine rağmen 2 numaralı Asliye Ceza Mahkemesi yerine, örneğin 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmesini, 'mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmaya kendini görevli görmesi' olarak nitelendirir ve bunu mutlak bir 'bozma nedeni' sayar (Yargıtay 18. CD, E.2016/18992, K.2017/1257). Bu katı tutum, kanunla belirlenen görev ve iş dağılımı kurallarının idari veya fiili tasarruflarla değiştirilemeyeceğini ve doğal yargıç ilkesinin tavizsiz bir şekilde uygulanması gerektiğini gösterir. (Anayasa m.37; CMK m.3; 5187 SK m.27; Yargıtay kararları)