CMK m.90/4'te yer alan, yakalanan kişiye 'kanuni haklarının derhal bildirilmesi' yükümlülüğünün (Miranda hakları), adil yargılanma hakkı ve özellikle 'kendi aleyhine tanıklık etmeme' (susma hakkı) ile olan ilişkisini açıklayınız. Bu bildirimin yapılmamasının, yakalama sonrası elde edilen ifadenin hukuki geçerliliğine etkisini tartışınız.
CMK m.90/4'e göre kolluk, yakalanan kişiye kanuni haklarını 'derhal' bildirmek zorundadır. Bu haklar, 'Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nde detaylandırılmıştır ve en önemlileri; susma hakkı, müdafiden (avukat) yararlanma hakkı, yakınlarına haber verme hakkı ve yakalamaya itiraz etme hakkıdır. Bu, evrensel olarak 'Miranda hakları' olarak bilinen güvencelerin Türk hukukundaki yansımasıdır. **Adil Yargılanma Hakkı ile İlişkisi:** Bu bildirimin temel amacı, adil yargılanma hakkının (AİHS m.6) en önemli unsurlarından olan 'kendi aleyhine tanıklık etmeme (nemo tenetur se ipsum accusare)' ve 'susma hakkını' güvence altına almaktır. Kişi, haklarını bilmeden, baskı altında veya bilgisizlik nedeniyle kendi aleyhine delil teşkil edecek bir ifade verebilir. Bu hakların bildirilmesi, yakalanan kişiyi devletin gücü karşısında korur ve iradesinin özgürce oluşmasını sağlar. **Bildirim Yapılmamasının Sonucu:** Hakların bildirilmemesi, yakalama işlemini tek başına hukuka aykırı kılmaz, ancak bu bildirim yapılmadan alınan ifadenin hukuki geçerliliği ciddi şekilde tartışmalı hale gelir. CMK m.148/4, 'Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz' der. Haklar bildirilmeden alınan ifade, 'yasak usullerle elde edilmiş beyan' (CMK m.148) kapsamında değerlendirilebilir ve 'hukuka aykırı delil' olarak kabul edilerek hükme esas alınamaz (CMK m.217/2). Bu, 'zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur' ilkesinin bir sonucudur. (CMK m.90/4, 147, 148, 217/2)