Anayasa Mahkemesi'nin Cumali Karaşahin Başvurusu'nda, derece mahkemesinin, Yargıtay ve Danıştay içtihatlarından ayrılarak 'öngörülemez' bir yorumla davayı reddetmesini 'kanunilik' ilkesinin ihlali olarak değerlendirmesinin, mülkiyet hakkı koruması açısından önemini tartışınız. Bu durumun, mahkemelerin yerleşik içtihatlara uyma yükümlülüğü ile olan ilişkisi nedir?
Anayasa Mahkemesi, anılan başvuruda, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen 'kanunilik' unsurunu sağlamadığına karar vermiştir. Bunun temel nedeni, derece mahkemesinin 'öngörülemez' bir yorum yapmasıdır. **Öngörülemez Yorum ve Kanunilik:** Kanunilik ilkesi, sadece bir kanun hükmünün varlığını değil, aynı zamanda o kanunun uygulamasının ve yorumunun da 'öngörülebilir' olmasını gerektirir. Bireyler, mevcut yasal düzenlemelere ve yerleşik yargı içtihatlarına bakarak eylemlerinin hukuki sonuçlarını tahmin edebilmelidirler. Somut olayda, hem Kamulaştırma Kanunu (m.19) hem de Yargıtay ve Danıştay'ın yerleşik içtihatları, Hazine arazisi üzerindeki muhdesat bedelinin zilyedine ödeneceği yönündeyken, derece mahkemesi bu yerleşik uygulamadan ayrılarak davayı reddetmiştir. Bu, başvurucu için öngörülemez bir karardır ve müdahaleyi keyfi hale getirir. **İçtihatlara Uyma Yükümlülüğü:** Bu karar, mahkemelerin, özellikle üst mahkemelerin yerleşik ve istikrarlı içtihatlarına (içtihadı birleştirme kararları olmasa bile) keyfi olarak aykırı davranamayacaklarını göstermektedir. Yerleşik içtihatlardan ayrılmak, ancak çok güçlü ve somut gerekçelerle mümkün olabilir. Aksi takdirde, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri zedelenir ve bu durum, somut olayda olduğu gibi temel hakların (mülkiyet hakkı) ihlaline yol açar. (Anayasa m.13, 35; AYM Cumali Karaşahin Başvurusu, par. 68)