6200 sayılı DSİ Kanunu'nun 2. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, DSİ gibi kamu kurumlarının, Hazine arazisi üzerindeki özel mülkiyete konu muhdesatlara müdahalesi durumunda, bu eylemin 'kamulaştırmasız el atma' olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğini, Yargıtay'ın 1956/1-6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nı da dikkate alarak tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #62388

DSİ Kanunu m.2, DSİ'ye görevleri için gerekli arazileri 'kamulaştırma' veya 'satın alma' yetkisi verir. Bu, idarenin usulüne uygun hareket etmesi gerektiğini gösterir. Diğer yandan, Kamulaştırma Kanunu m.19, başkası adına tapulu yerlerdeki muhdesat bedelinin zilyedine ödeneceğini düzenler. Yargıtay, bu hükmü kıyasen Hazine arazileri için de uygulamaktadır. Bu iki kanun hükmü birlikte değerlendirildiğinde, DSİ'nin bir sulama kanalı projesi için Hazine arazisine müdahale ederken, o arazi üzerinde bulunan ve özel mülkiyete konu olan (Cumali Karaşahin başvurusunda olduğu gibi meşru beklenti ile korunan) ağaç ve yapı gibi muhdesatları, bedelini ödemeden veya usulüne uygun bir kamulaştırma yapmadan kaldırması, tipik bir 'kamulaştırmasız el atma' eylemi oluşturur. Yargıtay'ın 1956/1-6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, taşınmazına kamulaştırmasız el konulan malikin, ya el atmanın önlenmesi davası açabileceğini ya da bu fiili duruma razı olarak 'taşınmaz bedelini isteme hakkı' bulunduğunu belirtir. Bu ilke, kıyasen, Hazine arazisi üzerindeki muhdesatına el atılan zilyet için de geçerlidir. Zilyet, mülkiyetine hukuka aykırı olarak müdahale edilen muhdesatının bedelini, kamulaştırmasız el atma hükümlerine dayanarak idareden (DSİ'den) talep edebilir. (6200 SK m.2; 2942 SK m.19; Yargıtay İBK 1956/1-6; AYM Cumali Karaşahin Başvurusu)