HMK'ya göre dava türlerinin belirlenmesinde, Yargıtay'ın 'eda davasının aynı zamanda tespit/menfi tespit niteliğinde olduğu' yönündeki içtihadının, davaların birleştirilmesi ve usul ekonomisi ilkeleri açısından pratik sonuçları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #62353

Yargıtay'ın 'eda davasının aynı zamanda tespit/menfi tespit niteliğinde olduğu' yönündeki içtihadı (örn. 15. HD, E.2014/6864), usul ekonomisi ve adil yargılanma hakkı açısından önemli pratik sonuçlar doğurur. **Pratik Sonuçları:** 1) **Gereksiz Dava Açılmasını Önleme:** Davacı, bir alacağın tahsili (eda davası) veya bir borcun bulunmadığının tespitiyle birlikte ödenen paranın iadesi (menfi tespit + eda davası) için tek bir dava açabilir. Mahkemenin, 'önce menfi tespit davası açmalısın' diyerek davayı reddetmesi engellenir. Bu, davacının aynı hukuki ilişki için birden fazla dava açarak zaman ve masraf kaybetmesinin önüne geçer. 2) **Davaların Birleştirilmesine Gerek Kalmaması:** Eğer taraflar aynı konuyla ilgili olarak birisi eda, diğeri menfi tespit davası açmış olsaydı, bu davaların HMK m.166 uyarınca birleştirilmesi gerekirdi. Ancak eda davasının tespiti de içerdiğinin kabulü, tek bir dava içinde tüm uyuşmazlığın çözülmesine olanak tanır, bu da yargılamayı basitleştirir ve hızlandırır. 3) **Usul Ekonomisi:** Tek bir dava ile hem tespit yapılıp hem de edim kararı verilebilmesi, mahkemelerin iş yükünü azaltır ve yargılama sürecini kısaltarak HMK'nın temel ilkelerinden olan 'usul ekonomisi'ni gerçekleştirir. Bu yaklaşım, hukuki korumaya daha hızlı ve daha az maliyetle ulaşılmasını sağlar. (HMK m.105, 166; Yargıtay 15. HD kararı)