AİHM Yalçınkaya Kararı'nın, KHK ile kamu görevinden çıkarma gibi ağır bir yaptırımın 'ölçülülük' ilkesi açısından değerlendirilmesinde, daha hafif bir tedbir olan 'görevden uzaklaştırma' (657 SK m.137) imkanının varlığını nasıl etkilediğini tartışınız. Anayasa Mahkemesi'nin bu konudaki paralel yaklaşımını (E:2022/105, K:2023/54) dikkate alarak analiz ediniz.
AİHM Yalçınkaya Kararı, OHAL koşullarında dahi temel haklara yapılan müdahalelerin 'durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde' olması gerektiğini vurgulayarak 'ölçülülük' ilkesine atıf yapmıştır. Bu ilke, aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılması mümkünken, daha ağır olanın seçilmemesini gerektirir. KHK ile kamu görevinden çıkarma, geri dönülemez ve çok ağır sonuçları olan bir yaptırımdır. Oysa 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 137. ve devamı maddelerinde düzenlenen 'görevden uzaklaştırma', idareye, hakkında ciddi iddialar bulunan bir kamu görevlisini, soruşturma sonuçlanana kadar görevden el çektirme imkanı tanıyan daha hafif bir tedbirdir. İdarenin, soruşturma yapıp gerçeği ortaya çıkarma imkanı sağlayan bu daha hafif tedbir yerine, savunma hakkı dahi tanımadan doğrudan en ağır yaptırım olan ihraç yoluna gitmesi, ölçülülük ilkesinin 'gereklilik' ve 'orantılılık' alt ilkelerine aykırıdır. Anayasa Mahkemesi de vasi tayinine ilişkin bir kararında (E:2022/105, K:2023/54), kişiye daha az kısıtlayıcı olan yasal danışmanlık veya kayyımlık atanması mümkünken, zorunlu olarak vasi atanmasını 'gerekli olmadığı' ve 'orantılılık' ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir. Bu paralel yaklaşım, en ağır yaptırıma başvurmadan önce daha hafif tedbirlerin değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. (AİHS m.15; 657 SK m.137; AYM Kararı)