Anayasa Mahkemesi ve AİHM'nin 'mülkiyet hakkı'na ilişkin korumasının, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramından daha geniş ve 'özerk bir yorum' ile ele alınmasını, Hazine arazisi üzerindeki 'muhdesat' (ağaç, yapı) örneği üzerinden açıklayınız.
Anayasa Mahkemesi ve AİHM'e göre, mülkiyet hakkı (Anayasa m.35, AİHS Ek 1. Protokol m.1), sadece tapuya kayıtlı mevcut mal, mülk ve varlıkları değil, aynı zamanda icrası mümkün bir alacağı veya bir ekonomik değeri elde etmeye yönelik 'meşru bir beklentiyi' de kapsar. Bu, ulusal hukuklardaki (özel hukuk, idari hukuk) dar mülkiyet tanımından daha geniş, 'özerk bir yorumdur'. **Muhdesat Örneği:** Hukuken, Hazine arazisi üzerindeki ağaç ve yapılar (muhdesat) arazinin mülkiyetine tabidir ve zilyedin (kullananın) bunlar üzerinde doğrudan bir mülkiyet hakkı yoktur. Ancak, Kamulaştırma Kanunu (m.19) ve yerleşik yargı içtihatları, bu muhdesatların bedelinin kamulaştırma veya idari el atma durumunda zilyedine ödeneceğini kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi (Cumali Karaşahin Başvurusu), bu yasal düzenlemeler ve içtihatlar nedeniyle, ecrimisil ödeyerek Hazine arazisini kullanan kişinin, üzerindeki ağaçların bedelinin kendisine ödeneceği yönünde 'yeterli somutluğa sahip bir meşru beklentisi' olduğunu kabul etmiştir. Bu meşru beklenti, Anayasa m.35 anlamında korunması gereken bir 'mülk'tür. Dolayısıyla, ulusal hukukta tam bir mülkiyet hakkı olmasa da, anayasal ve uluslararası koruma kapsamında bir mülk olarak değerlendirilmiştir. (Anayasa m.35; AİHS Ek 1. Protokol m.1; AYM Cumali Karaşahin Başvurusu)