CMK m.146/1 uyarınca, hakkında 'tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan' bir şüpheli veya sanık hakkında, çağrı yapılmaksızın doğrudan zorla getirme kararı verilebilmesi hükmünü, ölçülülük ilkesi ve kişi hürriyetine müdahalenin derecesi açısından analiz ediniz.
CMK m.146/1, zorla getirme kararı verilebilecek iki alternatif durum öngörür: 1) Çağrıldığı halde gelmeyen şüpheli/sanık, 2) Hakkında tutuklama kararı verilmesi (CMK m.100) veya yakalama emri düzenlenmesi (CMK m.98) için yeterli nedenler bulunan şüpheli/sanık. İkinci halde, kişiye önceden bir davetiye çıkarılması şartı aranmaz; doğrudan zorla getirme kararı verilebilir. Bu düzenleme, ilk bakışta ölçülülük ilkesine aykırı gibi görülebilir. Ancak, tutuklama veya yakalama gibi daha ağır tedbirlerin şartlarının oluştuğu bir durumda, bu ağır tedbirlere başvurmak yerine, onlardan daha hafif olan 'zorla getirme' tedbirine başvurulması aslında ölçülülük ilkesine hizmet eder. Yani, savcılık veya mahkeme, kaçma veya delilleri karartma şüphesi gibi nedenlerle kişiyi tutuklamak veya hakkında yakalama emri çıkarmak yerine, öncelikle sadece ifade veya sorgusunu almak üzere zorla getirilmesini tercih edebilir. Bu, kişi hürriyetine daha az müdahale eden bir yolun seçilmesidir. Dolayısıyla, bu hüküm, ağır tedbirlerin alternatifi olarak uygulandığında ölçülülük ilkesiyle uyumludur. (CMK m.98, 100, 146)