HMK m.105'te tanımlanan 'eda davası'nın, aynı zamanda bir tespit hükmünü de içerdiği ilkesini Yargıtay kararları ışığında açıklayınız. Mahkemenin eda davasında talep aşılmak suretiyle tespit hükmü kurmasının usule aykırılığını tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #62212

Eda davası (HMK m.105), davalının bir şeyi vermeye, yapmaya veya yapmamaya mahkum edilmesinin talep edildiği dava türüdür. Her eda davası, doğası gereği, öncelikle dava konusu hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının tespitini içerir. Mahkeme, davalıyı bir edime mahkum edebilmek için önce davacının o hakka sahip olduğunu tespit etmek zorundadır. Bu nedenle, Yargıtay'ın ve Dairemiz uygulamalarının da kabul ettiği gibi, 'eda davaları aynı zamanda tespit/menfi tespit niteliğindedir' (Yargıtay 15. HD, E.2014/6864 K.2015/1358). Davacının talebinin kabulü halinde verilen mahkumiyet hükmü, bir emri içermekle birlikte dolaylı olarak davacının hakkının varlığını da tespit etmektedir. Bu nedenle, mahkemenin bir eda davasında, mahkumiyet hükmü kurarken ayrıca '...olduğunun tespitine' şeklinde bir tespit hükmü kurması gereksizdir ve usule aykırıdır (Yargıtay 3. HD, E.2018/983 K.2018/2068). Mahkeme, HMK m.26 uyarınca taleple bağlıdır ve talep aşılmamalıdır. Eda talebi varken sadece tespit hükmü kurmak veya eda hükmüne ek olarak tespit hükmü kurmak, talebin dışına çıkmak anlamına gelir. (HMK m.26, 105; Yargıtay 15. HD ve 3. HD kararları)