Ceza Muhakemesi Hukuku'nda 'zorla getirme', 'yakalama' ve 'gözaltına alma' tedbirlerinin hukuki nitelikleri ve aralarındaki farklar nelerdir? Bu tedbirlerin uygulanmasında 'ölçülülük ilkesi' nasıl bir rol oynar?
Bu üç tedbir, birbirine benzer ve ilişkili olsa da, farklı hukuki niteliklere sahiptir: 1. **Zorla Getirme (CMK m.146):** Çağrıya (davetiye) uymayan veya hakkında tutuklama/yakalama emri için yeterli nedenler bulunan şüpheli/sanığın ifade veya sorgu için adli makama doğrudan sevkini sağlayan bir tedbirdir. Yakalamadan daha hafif olup, hakkında zorla getirme kararı verilen kişiye kelepçe takılması mümkün değildir (CMK m.93). 2. **Yakalama (CMK m.90, 98):** Suç işlediği yönünde kuvvetli iz/delil bulunan kişinin özgürlüğünün geçici ve fiili olarak kısıtlanmasıdır. Suçüstü halinde herkese, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk görevlilerine, veya hakim/savcı tarafından yazılı emirle yapılabilir. 3. **Gözaltına Alma (CMK m.91):** Yakalanan kişinin soruşturmanın tamamlanması amacıyla yetkili hakim önüne çıkarılmasına veya serbest bırakılmasına kadar geçen kanuni süre içinde özgürlüğünün geçici kısıtlanmasıdır. Prensip olarak Cumhuriyet savcısı karar verir; 'peşin gözaltı' (önce yakalanmadan gözaltı) yoktur. **Ölçülülük İlkesi:** Ceza muhakemesinde tüm koruma tedbirlerine hakim olan bu ilke, başvurulacak tedbirin amaca ulaşmak için gerekli ve en hafif olanı olmasını gerektirir. Şüpheli/sanık davetiye üzerine gelmezse, öncelikle daha hafif olan zorla getirme tedbiri denenmelidir. Zorla getirmeye rağmen ulaşılamazsa veya kanundaki özel şartlar oluşursa daha ağır olan yakalama emri düzenlenmelidir. Gözaltı ise ancak yakalama sonrasında ve soruşturma yönünden zorunlu olması ile somut delillerin bulunması halinde uygulanabilir. (CMK m.90, 91, 93, 94, 98, 145, 146; Metin içi atıflar).