Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2015/9481 K. sayılı kararının gerekçesinde atıf yapılan AİHM'nin Piersack/Belçika kararında, 'görünüşün bile belirli bir önemi vardır' ve 'tarafsızlığından kaygılanmak için haklı sebebin bulunduğu bir yargıç, davadan çekilmelidir' denilmektedir. Bu 'objektif tarafsızlık' veya 'görünüşte tarafsızlık' ilkesi, hakimin sübjektif (kişisel) olarak tarafsız olmasından ne şekilde farklılaşır? Yargılamanın yenilenmesi talebini, ilk hükmü veren hakimin incelemesi, bu ilke açısından neden sorunludur?
Hakimin tarafsızlığı ilkesi, AİHM içtihatlarında iki boyutta ele alınır: sübjektif tarafsızlık ve objektif tarafsızlık. 1. Sübjektif Tarafsızlık: Bu, hakimin kişisel inançları, önyargıları ve bireysel tutumları ile ilgilidir. Hakimin, davadaki taraflardan birine karşı kişisel bir düşmanlık veya yakınlık beslememesi, davaya ilişkin önceden oluşmuş bir kanaatinin olmamasıdır. Hukukumuzda hakimin kişisel tarafsızlığının bulunduğu karine olarak kabul edilir; aksini iddia edenin bunu ispatlaması gerekir. 2. Objektif Tarafsızlık (Görünüşte Tarafsızlık): Bu ilke ise, hakimin kişisel tutumundan bağımsız olarak, dışarıdan bakan makul bir gözlemcide, hakimin taraflı olabileceğine dair 'haklı bir şüphe' veya 'kaygı' uyandıracak kurumsal veya yapısal durumların bulunmamasıdır. Piersack/Belçika kararında vurgulandığı gibi, 'adaletin sadece yerine getirilmesi yetmez, aynı zamanda yerine getirildiğinin görülmesi de lazımdır'. 'Görünüşün' dahi önemi vardır. Yargılamanın yenilenmesi talebini ilk hükmü veren hakimin incelemesi, tam da bu 'objektif tarafsızlık' ilkesi açısından sorunludur. Hakim sübjektif olarak ne kadar tarafsız ve önyargısız olmaya çalışırsa çalışsın, durum yapısal olarak bir tarafsızlık şüphesi doğurur. Çünkü: - Hakim, daha önce mevcut delilleri değerlendirerek bir kanaate ulaşmış ve bu kanaatini kesin bir hükümle açıklamıştır. - Yargılamanın yenilenmesi talebi, bu kesin hükmü ve hakimin önceki kanaatini sarsmayı, çürütmeyi amaçlayan yeni delil ve iddialar içerir. - Hakimin, kendi verdiği ve doğruluğuna inandığı bir kararı sorgulayacak yeni delilleri, olaya tamamen yabancı bir hakim kadar 'objektif' bir şekilde değerlendirebileceği konusunda davada taraf olan kişide ve kamuoyunda haklı bir şüphe oluşur. Kişinin, 'zaten kararını vermiş bir hakimin benim yeni delillerimi ne kadar dikkate alır ki?' diye düşünmesi makul bir kaygıdır. Bu durum, hakimin kişisel olarak taraflı olmasından değil, kurumsal olarak bulunduğu pozisyonun tarafsızlık 'görünümünü' zedelemesinden kaynaklanır. Bu nedenle Yargıtay, objektif tarafsızlık ilkesi gereği, bu incelemenin farklı bir hakim veya heyet tarafından yapılması gerektiğini belirtmektedir.