CMK m. 321, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü veya reddine ilişkin kararların 'duruşma yapılmaksızın' verileceğini belirtmektedir. Bu usulün, adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan 'çelişmeli yargılama' ve 'sözlülük' ilkeleri ile uyumunu, özellikle yenileme isteminin esasına ilişkin delillerin değerlendirildiği bir aşamada, taraflara sözlü açıklama yapma imkanı tanınmamasının yaratabileceği sakıncalar açısından değerlendiriniz. CMK m. 321/1'de atıf yapılan CMK m. 311 ve m. 314'teki hallerin niteliği, bu duruşmasız incelemeyi meşrulaştırabilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #61381

CMK m. 321'in yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü veya reddi kararının duruşma yapılmaksızın verilmesini öngörmesi, adil yargılanma hakkının temel ilkeleri olan 'çelişmeli yargılama' ve 'sözlülük' açısından bir gerilim yaratmaktadır. Bu aşama, sunulan yeni delillerin ilk hükme etki edip etmeyeceğinin değerlendirildiği kritik bir aşamadır. Taraflara, sundukları deliller ve iddialar hakkında sözlü olarak mahkemeyi ikna etme fırsatı tanınmaması, özellikle karmaşık veya yoruma açık delillerin bulunduğu durumlarda bir eksiklik olarak görülebilir. Ancak kanun koyucu, bu aşamayı bir ön inceleme ve filtre mekanizması olarak tasarlamıştır. Amaç, açıkça dayanaktan yoksun veya ilk hükmü etkilemeyeceği bariz olan taleplerle mahkemelerin meşgul edilmesini önlemek ve usul ekonomisini sağlamaktır. CMK m. 321'in atıf yaptığı haller bu durumu destekler niteliktedir: - CMK m. 311/1-a (sahte belge) ve b (yalan tanıklık/bilirkişilik): Bu hallerde mahkeme, belgenin sahteliği veya tanıklığın yalan olduğunun bir mahkeme kararıyla sabit olduğunu varsayar. Bu durumda mahkeme, bu sabit olgunun 'önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığı' kanaatine varırsa, duruşma açmadan talebi reddedebilir. Burada delillerin sıhhati değil, hükme etkisi değerlendirildiği için duruşmasız inceleme daha makul görülebilir. - CMK m. 314/1-a (AİHM kararı): Bu durumda da AİHM'in ihlal tespiti bir veri olarak kabul edilir ve duruşma açılıp açılmayacağına karar verilir. Kanun koyucu, bu aşamada tarafların yazılı olarak sundukları dilekçe ve delillerin yeterli olacağını varsaymıştır. Ayrıca, CMK m. 321/3 uyarınca bu kararlara karşı itiraz yolunun açık olması, bir nebze de olsa hukuki denetim ve güvence sağlamaktadır. Ancak, delillerin yorumlanmasının hayati önem taşıdığı ve yazılı beyanların yetersiz kalabileceği durumlarda, hakimin CMK m. 306/2'ye (tavzih usulü) kıyasen tarafları dinleme ihtiyacı hissetmesi, adil yargılanma hakkının ruhuna daha uygun olacaktır.