Cumhurbaşkanına hakaret suçundan (TCK m. 299) kovuşturma yapılabilmesi için Adalet Bakanı'nın izni gereklidir. Savcılığın izin talebi Bakanlıkça reddedilirse, bu kararın hukuki niteliği nedir ve bu karara karşı kim, hangi hukuki yola başvurabilir? Savcılığın bu durumda vermesi gereken karar ne olmalıdır? Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2022/3204 K. sayılı kararı bu süreci nasıl açıklamaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #61372

TCK m. 299/3 uyarınca Adalet Bakanı'nın izni, bir 'kovuşturma şartı'dır. Bu şart gerçekleşmeden savcılık kamu davası açamaz. Savcılığın talebi üzerine Adalet Bakanlığı'nın (Ceza İşleri Genel Müdürlüğü aracılığıyla) verdiği 'kovuşturma izni verilmemesi' kararı, bir idari işlemdir. Bu idari işleme karşı, suçun mağduru olan Cumhurbaşkanının dava açma hakkı bulunmaktadır. Yargıtay 3. CD'nin K.2022/3204 sayılı kararında da belirtildiği gibi, bu idari işlemin hukuka uygunluğunun denetimi idari yargının (Danıştay veya İdare Mahkemeleri) konusudur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca, menfaati ihlal edilenler idari işlemlere karşı iptal davası açabilir. Burada menfaati ihlal edilen, suçun mağduru olan Cumhurbaşkanıdır. Savcılığın bu durumda yapması gereken şudur: Bakanlığın 'kovuşturma izni verilmemesine' ilişkin kararını alıp dosyaya koyduktan sonra, bu kararı suçun mağduru olan Cumhurbaşkanına tebliğ etmelidir. Tebliğ ile birlikte, Cumhurbaşkanının idari yargıda dava açma süresi işlemeye başlar. Eğer Cumhurbaşkanı bu süre içinde idari yargıya başvurmazsa veya başvurup da davası reddedilirse, savcılık 'kovuşturma şartı gerçekleşmediği' gerekçesiyle 'kovuşturmaya yer olmadığına dair karar' (KYOK) verir. Savcılığın, mağdurun dava hakkını kullanmasını beklemeden veya sonucu görmeden hemen KYOK vermesi, mağdurun hak arama özgürlüğünü kısıtlayabileceğinden usulen eksik bir işlem olur. Süreç, idari yargı yolunun tüketilmesi beklendikten sonra sonlandırılmalıdır.