Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2017/9587 K. sayılı kararında sanığın Cumhurbaşkanına yönelik 'Diktatör Tayyip', 'Yalancı Tayyip' şeklindeki ifadeleri, 'katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı' gerekçesiyle suç sayılmamıştır. Buna karşılık, Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2017/4807 K. sayılı kararında 'katil, yezit' gibi ifadeler ve 2016/3618 K. sayılı kararında 'hırsız, katil' ifadeleri hakaret suçu kapsamında değerlendirilmiştir. Bu kararlar arasındaki ayrımın temelinde yatan 'ağır eleştiri' ile 'onur, şeref ve saygınlığı rencide edici isnat' arasındaki farkı, AİHS ve Anayasa Mahkemesi'nin ifade özgürlüğü standartları ışığında analiz ediniz. Bir ifadenin hakaret olup olmadığını belirlemede 'toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayış' kriteri ne kadar objektif bir ölçüt sunar?
Yargıtay kararları arasındaki bu fark, ifade özgürlüğü ile şeref hakkı arasındaki hassas dengeyi göstermektedir. AİHS ve AYM içtihatlarına göre, ifade özgürlüğü 'kırıcı, şok edici veya rahatsız edici' olan ifadeleri de kapsar, ancak bu özgürlük mutlak değildir ve başkalarının şöhret ve haklarının korunması amacıyla sınırlanabilir. Siyasetçiler, görevleri gereği daha geniş eleştiri sınırlarına katlanmak zorundadır. Yargıtay 18. CD'nin 'Diktatör' ve 'Yalancı' ifadelerini eleştiri sınırları içinde görmesinin nedeni, bu ifadelerin somut bir olgu isnadından ziyade, siyasi bir pozisyon veya eyleme yönelik sert bir değer yargısı olarak kabul edilmesidir. Bu tür nitelemeler, siyasi tartışmanın sertliği içinde 'ağır eleştiri' olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık, Yargıtay 16. CD'nin 'hırsız, katil, yezit' gibi ifadeleri hakaret saymasının temelinde, bu kelimelerin doğrudan kişiyi aşağılama, lekeleme ve somut, ağır suçlar isnat etme amacı taşıması yatar. 'Hırsız' veya 'katil' demek, bir politikayı eleştirmekten öte, kişiye TCK'da tanımlı ağır suçları atfetmektir ve bu, ispatlanmadığı sürece onur, şeref ve saygınlığı doğrudan rencide eder. 'Yezit' gibi ifadeler ise tarihsel ve kültürel bağlamı itibarıyla ağır bir sövme niteliğindedir. 'Toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayış' kriteri, hakaretin belirlenmesinde bir başlangıç noktası sunsa da, tek başına objektif bir ölçüt değildir. Zira bu anlayış, konjonktüre, siyasi kutuplaşmaya ve kültürel normlara göre değişebilir. Bu nedenle hakim, bu kriteri AİHS ve Anayasa'nın güvence altına aldığı ifade özgürlüğünün evrensel standartları (gereklilik, orantılılık) ile dengeleyerek somut olayın bağlamına göre bir karar vermelidir.