TCK m. 299'da düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçu, genel hakaret suçunu düzenleyen TCK m. 125'ten farklı olarak 'Devlete Karşı Suçlar' bölümünde yer almakta ve kovuşturması Adalet Bakanı'nın iznine tabi tutulmaktadır. Bu düzenlemenin ardında yatan korunan hukuki değerin, Cumhurbaşkanının kişisel şerefi mi, yoksa temsil ettiği Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığı ve devletin siyasal iktidar yapısı mı olduğunu, Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2017/4807 K. sayılı kararındaki argümanları da kullanarak tartışınız. Bu özel düzenlemenin, Anayasa'nın eşitlik ilkesi ve ifade özgürlüğü karşısındaki konumunu kritik bir şekilde değerlendiriniz.
TCK m. 299'un 'Devlete Karşı Suçlar' bölümünde düzenlenmesi, kanun koyucunun bu suçla korumak istediği hukuki değerin sadece kişinin şerefi olmadığını göstermektedir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2017/4807 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, bu suçla 'Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır'. Suç doğrudan Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlense de, 'suçla korunan ve bu sebeple ihlal edilen hukuki değer devletin siyasal iktidar yapısıdır'. Yani korunan değer, kişisel şereften daha geniş kapsamlı olarak, devlet başkanlığı makamının onuru ve işlevselliğidir. Ancak bu durum, eleştiri ve ifade özgürlüğü açısından sorunlar yaratmaktadır. TCK m. 125, tüm kamu görevlileri dahil herkesin şerefini korumak için yeterli bir düzenleme sunarken, Cumhurbaşkanı için ayrı ve daha ağır cezai yaptırımlar öngören bir madde, Anayasa'nın 10. maddesindeki 'kanun önünde eşitlik' ilkesiyle çelişki potansiyeli taşır. Demokratik toplumlarda, siyasetçilerin ve özellikle devletin en üst makamında bulunan kişilerin, sıradan vatandaşlara göre daha ağır eleştirilere katlanma yükümlülüğü olduğu AİHM ve AYM kararlarıyla sabittir. TCK m. 299, bu ilkenin tersine, en üst siyasi figür için daha geniş bir koruma kalkanı oluşturmaktadır. Bu durum, siyasi eleştiri alanını daraltma ve ifade özgürlüğünü (Anayasa m. 26) orantısız bir şekilde sınırlama riski taşır. Her ne kadar Adalet Bakanı izni bir güvence olarak sunulsa da, bu, düzenlemenin esasına ilişkin anayasal sorunları ortadan kaldırmaz.