HMK m. 14/2, 'Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir' demektedir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/15152 K. sayılı kararında, kooperatif üyesinin, hisselerinin satışı için başka bir kişiye verdiği vekaletnameden doğan alacak davasında, ilk derece mahkemesinin bu maddeye dayanarak verdiği yetkisizlik kararını bozmuştur. Bu karar ışığında, HMK m. 14/2'deki 'ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla' ifadesinin kapsamını ve bir davanın bu kesin yetki kuralına tabi olup olmadığını belirlemedeki rolünü analiz ediniz.
HMK m. 14/2'de düzenlenen kesin yetki kuralı, dar yorumlanması gereken istisnai bir hükümdür. Kuralın uygulanabilmesi için davanın konusunun doğrudan doğruya 'ortaklık veya üyelik ilişkisinden' kaynaklanması gerekir. Bu kapsamda, üyelik aidatı borcu, kârdan pay alma talebi, genel kurul kararının iptali, ortağın şirkete verdiği zararın tazmini (sorumluluk davası) gibi davalar bu kesin yetki kuralına tabidir ve tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde açılmalıdır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/12289 E., 2016/15152 K. sayılı kararındaki olayda ise, davanın tarafları kooperatif üyesi olsalar da, uyuşmazlığın temeli kooperatif üyeliği ilişkisi değil, taraflar arasında kurulan vekalet sözleşmesidir. Davacı, kooperatif hisselerinin satışı için davalıya verdiği vekaletname uyarınca, satış bedelinin kendisine ödenmediğini iddia etmektedir. Bu, Borçlar Hukuku kapsamındaki vekalet ilişkisinden doğan bir alacak talebidir. Davanın konusunun kooperatif hisseleri olması, uyuşmazlığın hukuki niteliğini değiştirmez. Yargıtay, davanın temelindeki hukuki ilişkinin 'vekalet sözleşmesi' olduğunu tespit ederek, uyuşmazlığın 'üyelik ilişkisiyle sınırlı' olmadığına ve dolayısıyla HMK m. 14/2'nin uygulanamayacağına doğru bir şekilde karar vermiştir. Bu durumda, genel yetki kuralları (HMK m. 6 vd.) uygulanır ve davalının yetki itirazı bulunmadığından mahkemenin davaya bakması gerekirdi. Bu karar, kesin yetki kuralının uygulanabilmesi için, davanın taraflarının sıfatından ziyade, uyuşmazlığın kaynağının doğrudan üyelik veya ortaklık hukukundan doğmasının zorunlu olduğunu göstermektedir.