HMK m. 306, tavzih talebinde usulü düzenlerken, dilekçenin bir nüshasının 'cevap süresi mahkemece belirlenerek karşı tarafa tebliğ edileceğini' amirdir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/3685 K. sayılı ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2018/8561 K. sayılı kararları, bu usule uyulmadan verilen tavzih kararlarını bozmuştur. Bu usul kuralının ihlal edilerek, karşı tarafa tebligat yapılmaksızın dosya üzerinden verilen bir tavzih kararının hukuki akıbeti ne olur? Bu usulün temel amacı nedir ve ihlali neden mutlak bir bozma sebebi sayılmaktadır?
HMK m. 306'da düzenlenen usul, hukuki dinlenilme hakkının (Anayasa m. 36, HMK m. 27) bir gereğidir. Tavzih talebi, hükmün anlamını ve dolayısıyla icra edilebilirliğini etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir. Her ne kadar tavzih ile hüküm değiştirilemese de, hükmün yorumlanması tarafların hak ve yükümlülüklerini doğrudan etkiler. Bu nedenle kanun koyucu, tavzih talebinde bulunan tarafın iddialarına karşı diğer tarafın da cevap verme, kendi görüşünü sunma ve delillerini ileri sürme hakkını güvence altına almak istemiştir. Mahkemenin, dilekçeyi ve belirlenen cevap süresini karşı tarafa tebliğ etmeden, tek taraflı bir talep üzerine dosya üzerinden karar vermesi, 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkelerini ihlal eder. Yargıtay 11. HD (2017/2124 E., 2017/3685 K.) ve 2. HD (2018/4237 E., 2018/8561 K.) kararlarında da belirtildiği gibi, bu usuli eksiklik, kararın esasına girilmeksizin tek başına bir bozma nedenidir. Hukuki akıbeti, verilen tavzih kararının bozulması ve dosyanın usuli işlemlerin tamamlanması için yerel mahkemeye geri gönderilmesidir. Mahkemenin, HMK m. 306'daki prosedürü işlettikten sonra (taraflara tebligat, cevap hakkı tanınması ve gerekirse duruşma açılması) yeniden bir karar vermesi gerekir. Bu kuralın mutlak bir bozma sebebi sayılmasının temel nedeni, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından olan hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmiş olmasıdır.