İnfaz Kanunu m. 110, belirli koşullar altında hapis cezalarının 'özel infaz usulleri' ile (hafta sonu, gece, konutta) infazına olanak tanımaktadır. Yargıtay 7. ve 12. Ceza Daireleri kararlarında (2017/144; 2014/13644), birden fazla cezası olan 75 yaşını geçmiş bir hükümlünün, her bir cezası ayrı ayrı m. 110'daki süre sınırının altında kalıyorsa, cezaların toplamı bu sınırı aşsa bile konutta infazdan yararlanabileceğine hükmetmiştir. Bu kararların hukuki temelini, İnfaz Kanunu m. 99/1 ('her bir ceza diğerinden bağımsızdır') ve m. 110 arasındaki ilişkiyi analiz ederek açıklayınız. Cezaların toplanmasının (içtima) sadece koşullu salıverilme sürelerinin hesaplanmasına yönelik olmasının bu yorumdaki rolü nedir?
Yargıtay'ın ilgili kararlarının hukuki temeli, İnfaz Kanunu m. 99/1 ve m. 110'un birlikte yorumlanmasına dayanmaktadır. İnfaz Kanunu m. 99/1, 'Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar' hükmünü amirdir. Bu ilke, Türk ceza infaz sisteminde 'cezaların içtimaı' kurumunun bulunmamasının bir sonucudur. Cezaların toplanması, sadece İnfaz Kanunu m. 107 uyarınca koşullu salıverilme sürelerinin hesaplanması gibi belirli amaçlar için yapılan teknik bir işlemdir; cezaların özünü ve bağımsız niteliğini ortadan kaldırmaz. İnfaz Kanunu m. 110/2-c ise 'Yetmişbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları ... dört yıl veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine' karar verilebileceğini düzenler. Yargıtay, bu iki hükmü birleştirerek şu sonuca varmıştır: Konutta infaz talebi değerlendirilirken, hükümlünün 'toplam' cezasına değil, her bir 'bağımsız' cezasına ayrı ayrı bakılmalıdır. Eğer hükümlünün birden fazla mahkumiyeti varsa ve bu cezalardan her biri tek başına dört yıllık sınırın altındaysa, bu cezaların toplamının dört yılı aşması konutta infaz rejiminin uygulanmasına engel teşkil etmez. Çünkü m. 99 uyarınca her bir ceza kendi varlığını korumaktadır ve m. 110'daki şartları da bu bağımsız cezalar üzerinden değerlendirmek gerekir. Cezaların toplanması hükmünün sadece koşullu salıverme gibi istisnai durumlar için öngörülmesi ve hükümlü aleyhine yorum yoluyla genişletilememesi (lehe yorum ilkesi), bu içtihadın temelini oluşturur. (Yargıtay 7. CD, E: 2016/18844, K: 2017/144; Yargıtay 12. CD, E: 2014/7592, K: 2014/13644).