TCK m. 125/1'in gerekçesinde, hakaret suçunun oluşması için kişiye isnat olunan 'somut fiilin gerçek olup olmamasının' bir öneminin olmadığı belirtilmektedir. Bu ilkenin, TCK m. 127'deki 'isnadın ispatı' hakkı ile olan ilişkisini açıklayınız.
Bu iki durum arasında bir çelişki yoktur; birbirini tamamlayan iki farklı aşamayı ifade ederler. 1) Suçun Oluşumu Aşaması (TCK m. 125): Hakaret suçunun oluşup oluşmadığı değerlendirilirken, bir kişiye yöneltilen onur kırıcı somut fiil isnadının (örneğin 'sen rüşvet aldın') doğru olup olmadığına bakılmaz. İsnadın kendisi, muhatabın şeref ve saygınlığını toplum nezdinde zedeleyici nitelikteyse, suçun maddi unsuru oluşmuş sayılır. Yani, yalan bir isnat gibi, doğru bir isnat da hakaret suçunu oluşturabilir. 2) Cezasızlık Sebebi Aşaması (TCK m. 127): Suçun oluştuğu kabul edildikten sonra, TCK m. 127, faile belirli koşullar altında bir 'cezasızlık' imkanı tanır. Eğer fail, isnadının doğru olduğunu TCK m. 127'deki şartlar (kamu yararı veya şikayetçinin rızası) dahilinde ispatlarsa, suç oluşmuş olmasına rağmen kendisine ceza verilmez. Dolayısıyla, isnadın doğruluğu, suçun oluşumunu engellemez, ancak belirli şartlar altında failin cezalandırılmasını engelleyebilir. Bu, kanun koyucunun bir yandan kişilerin onurunu korurken, diğer yandan kamu yararı veya gerçeğin ortaya çıkması gibi durumlarda bir denge kurma çabasını yansıtır.