Resmi belgede sahtecilik suçunun (TCK m. 204) manevi unsuru olan 'kast'ın, 'zarar verme bilinci ve iradesi' olarak tanımlanmasının hukuki sonuçları nelerdir? Failin, eyleminin kimseye zarar vermeyeceği inancıyla hareket etmesi durumunda suç oluşur mu?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #61231

Resmi belgede sahtecilik suçunda kastın, 'zarar verme bilinci ve iradesi' olarak tanımlanması, suçun manevi unsurunun oluşması için failin sadece sahte bir belge düzenlediğini bilmesinin yeterli olmadığını, aynı zamanda bu eyleminin en azından bir 'zarar olasılığı' yarattığını bilmesi ve bu sonucu istemesi gerektiğini ifade eder. Bu, suçun 'olası kastla' işlenemeyeceği, 'doğrudan kast' gerektirdiği anlamına gelir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, eğer fail, somut olayın özelliklerine göre, eyleminin kimseye zarar vermeyeceği veya bir hak kaybına yol açmayacağı yönünde haklı ve makul bir inançla hareket etmişse, 'zarar verme bilinci' (tahkir kastı gibi) oluşmayacağından suçun manevi unsuru eksik kalır. Örneğin, mağdurun açık rızasıyla ve onun bir hakkını kullanmasına yardımcı olmak amacıyla, zarar verme kastı olmaksızın onun yerine imza atılması durumunda, Yargıtay kastın yokluğu nedeniyle beraat kararı verilmesi gerektiğini kabul etmektedir. (Bkz. Yargıtay 11.CD, 03.07.2017 gün, 2015/5730 E. sayılı karar).