Resmi belgede sahtecilik suçunda aranan 'aldatma kabiliyeti' (objektif unsur) ile failin 'zarar verme bilinci' (sübjektif unsur) arasındaki ilişkiyi açıklayınız. Aldatma kabiliyeti olmayan bir belge düzenleyen failin, zarar verme kastı olsa dahi cezalandırılmamasının nedeni nedir? Bu durum 'işlenemez suç' kavramıyla nasıl ilişkilidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #60808

'Aldatma kabiliyeti', suçun objektif (maddi) unsuruna; 'zarar verme bilinci' (kast) ise sübjektif (manevi) unsuruna aittir. Bir suçun oluşabilmesi için hem maddi hem de manevi unsurların bir arada bulunması gerekir. İlişkileri şöyledir: Aldatma kabiliyeti, fiilin suç teşkil edebilmesi için gerekli olan 'asgari haksızlık içeriğini' oluşturur. Eğer düzenlenen sahte belge, ilk bakışta anlaşılacak kadar bariz bir şekilde sahteyse veya hukuken hiçbir delil değeri yoksa (örn: çocuk tarafından çizilmiş sahte para), bu belgenin kamu güvenini sarsma potansiyeli yoktur. Kamu güvenini sarsma tehlikesi yaratmayan bir eylem, kanunun koruduğu hukuki yararı ihlal edemez. Bu durumda suçun maddi unsuru oluşmamış sayılır. Failin niyeti (kastı) ne kadar kötü olursa olsun, yani fail bu belgeyle birilerini dolandırmayı veya bir zarara yol açmayı ne kadar çok isterse istesin, eylem suçun maddi unsurundan yoksun olduğu için cezalandırılamaz. Bu durum, ceza hukuku teorisindeki 'işlenemez suç' (elverişsiz hareket) kavramıyla doğrudan ilişkilidir. İşlenemez suç, kullanılan araçların veya suçun konusunun, suçun neticesini meydana getirmeye kesinlikle elverişsiz olması durumudur. Aldatma kabiliyeti olmayan bir belge, sahtecilik suçunu işlemeye 'elverişsiz bir araç'tır. Bu nedenle, failin kastına rağmen eylem suç oluşturmaz ve cezalandırılmaz. (Bkz: kadimhukuk.com.tr, 'Fiil' ve 'Teşebbüs' başlıkları)