CMK m. 308/A'nın iptal gerekçelerinden olan 'silahların eşitliği' ilkesi ile TCK m. 128'in temelindeki 'iddia ve savunma hakkının serbestçe kullanılması' ilkesi arasında felsefi bir bağ kurulabilir mi? Her iki ilkenin de adil bir yargılamada taraflar arasındaki dengeyi sağlamadaki rolünü tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #60807

Evet, iki ilke arasında güçlü bir felsefi bağ vardır. Her ikisi de, 'adil yargılanma hakkı'nın (Anayasa m. 36) temel bir gereği olan 'taraflar arasındaki dengenin' sağlanmasına hizmet eder. Bu denge, yargılamanın diyalektik yapısının (tez-antitez-sentez) sağlıklı bir şekilde işlemesi için zorunludur. 1) Silahların Eşitliği İlkesi (CMK m. 308/A İptal Gerekçesi): Bu ilke, muhakemenin taraflarına (iddia ve savunma) usuli olarak eşit imkanların tanınmasını ifade eder. Bir tarafın (iddia makamı olan Başsavcılık) yaptığı bir işlemden (itiraz) diğer tarafın (savunma makamı olan sanık) haberdar edilmemesi ve buna karşı söz hakkı tanınmaması, bu dengeyi iddia makamı lehine bozar. Bu, sürecin adil olmasını engeller. 2) İddia ve Savunma Dokunulmazlığı (TCK m. 128): Bu ilke ise, tarafların kendilerine tanınan usuli hakları (iddia ve savunma) kullanırken, cezai bir yaptırımla karşılaşma korkusu olmadan, serbestçe ve etkin bir şekilde hareket edebilmelerini güvence altına alır. Eğer taraflar, karşı tarafı veya yargılamanın diğer sujelerini eleştirdikleri için sürekli hakaret davası tehdidi altında olurlarsa, savunmalarını ve iddialarını çekinerek yaparlar. Bu da maddi gerçeğe ulaşmayı engeller ve taraflar arasındaki dengeyi, gerçeği söylemekten çekinen taraf aleyhine bozar. Sonuç olarak, 'silahların eşitliği' taraflara eşit 'usuli imkanlar' sunarak dengeyi kurarken, 'iddia ve savunma dokunulmazlığı' bu imkanların 'korkusuzca kullanılabilmesini' sağlayarak aynı dengeyi korur. Her ikisi de adil bir yargılamanın olmazsa olmaz unsurlarıdır.