Yargıtay, bazı usuli eksiklikleri (örn: tutanakta imza eksikliği) 'esasa etkili olmadığı' ve 'mahallinde giderilebilir olduğu' gerekçesiyle bozma nedeni saymamaktadır. Bu yaklaşımın temelinde yatan 'usul ekonomisi' ilkesi ile, CMK'nın şekil şartlarını öngörmesinin ardındaki 'hukuki güvenlik' ve 'adil yargılanma' ilkeleri arasındaki denge nasıl kurulmalıdır? Bu denge ne zaman hukuki güvenlik aleyhine bozulmuş sayılır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #60803

Bu denge, usuli hatanın niteliğine göre kurulur. CMK'daki şekil şartlarının amacı, yargılamanın keyfilikten uzak, öngörülebilir, şeffaf ve denetlenebilir bir şekilde yapılmasını sağlayarak 'hukuki güvenliği' ve 'adil yargılanma hakkını' temin etmektir. 'Usul ekonomisi' ilkesi ise, yargılamanın en az masrafla ve en kısa sürede sonuçlandırılmasını hedefler. Yargıtay'ın yaklaşımı, bu iki grup ilke arasında bir denge kurma çabasıdır. Denge şu şekilde kurulur: Eğer usuli hata, adil yargılanma hakkının özünü (savunma hakkı, hukuki dinlenilme, mahkemenin tarafsızlığı, kararın denetlenebilirliği vb.) zedelemeyen, sonradan düzeltilebilen ve hükmün sonucunu değiştirmeyen 'şekli' bir eksiklik ise, usul ekonomisi ilkesine ağırlık verilir ve sırf bu nedenle davanın yeniden görülmesi gibi bir zaman ve kaynak israfına yol açılmaz (örn: tutanakta katip imzasının eksik olması ama hakimin imzalaması). Ancak usuli hata, bu temel hakları ihlal ediyor, kararın sıhhati ve güvenilirliği hakkında ciddi şüpheler yaratıyor veya kararın denetlenmesini imkansız kılıyorsa (örn: hükme katılan hakimin kim olduğu konusunda çelişki olması, gerekçesiz hüküm), bu durumda 'hukuki güvenlik' ve 'adil yargılanma' ilkeleri üstün tutulur ve hata 'esasa etkili' sayılarak bozma kararı verilir. Denge, hatanın tarafların temel haklarını ihlal ettiği ve yargılamanın adaletine olan güveni sarstığı noktada hukuki güvenlik aleyhine bozulmuş sayılır.