Bir davada, davalı vekili, davacının 'belgede sahtecilik suçundan sabıkalı olduğunu ve bu nedenle beyanlarına itibar edilemeyeceğini' dilekçesinde belirtmiştir. Bu isnat doğru (gerçek) ise, bu durum TCK m. 127'deki 'ispat hakkı' kapsamında mı, yoksa TCK m. 128'deki 'iddia ve savunma dokunulmazlığı' kapsamında mı değerlendirilmelidir? İki hukuka uygunluk nedeninin kesişimini ve hangisinin öncelikli uygulanacağını tartışınız.
Bu durum, öncelikli olarak TCK m. 128'deki 'iddia ve savunma dokunulmazlığı' kapsamında değerlendirilmelidir. İki hukuka uygunluk nedeninin kesiştiği bu gibi durumlarda, olayın bağlamına göre hangi normun daha özel veya olaya daha uygun olduğu belirlenir. TCK m. 127'deki ispat hakkı, genellikle hakaret suçlamasına karşı bir savunma mekanizmasıdır. TCK m. 128 ise, yargısal faaliyetin kendisi içinde, iddia ve savunma hakkının kullanımı sırasında ortaya çıkan ifadeler için özel bir koruma kalkanı sağlar. Olayımızda, ifade bir dava dilekçesinde, yani savunma hakkı kapsamında kullanılmıştır. İsnadın 'gerçek bir vakıaya dayanması' (sabıka kaydının varlığı) ve 'uyuşmazlıkla bağlantılı olması' (davacının beyanlarının güvenilirliğini tartışmaya açarak davanın esasına etki etme amacı) şartları gerçekleşmiştir. Davacının sabıkalı olması, onun tanık veya taraf olarak beyanlarının mahkemece takdirinde bir etken olabileceğinden, bu iddia uyuşmazlıkla doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle, TCK m. 128'in şartları tam olarak sağlandığı için, bu özel hukuka uygunluk nedeni öncelikli olarak uygulanır ve eylem hukuka uygun kabul edilir. TCK m. 127'nin şartlarını (kamu yararı veya şikayetçinin rızası) ayrıca araştırmaya gerek kalmaz, çünkü eylem zaten daha özel bir norm olan TCK m. 128 ile korunmaktadır.