TCK m. 128 kapsamındaki iddia ve savunma dokunulmazlığının, iftira suçu (TCK m. 267) ile olan ilişkisini açıklayınız. Yargı mercilerine yapılan bir şikayette, bir kişiye asılsız bir suç isnat edilmesi durumunda, fail hangi şartlarda iddia ve savunma dokunulmazlığından yararlanamaz ve iftira suçundan sorumlu tutulur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #60781

İddia ve savunma dokunulmazlığı ile iftira suçu arasındaki ilişki, şikayet hakkının 'kötüye kullanılması' noktasında kesişir. Anayasal bir hak olan şikayet hakkı (TCK m. 128 gerekçesinde de belirtildiği gibi), kişiyi iftira suçundan koruyan bir hukuka uygunluk nedenidir. Ancak bu koruma mutlak değildir. Fail, şu şartlarda iddia ve savunma dokunulmazlığından yararlanamaz ve iftira suçundan sorumlu tutulur: 1) Maddi Vakıanın Gerçek Olmaması ve Failin Bunu Bilmesi: Fail, şikayetine konu ettiği maddi vakıanın (suç isnadının) gerçek olmadığını 'bilerek ve isteyerek' bu isnatta bulunursa, TCK m. 128'in 'gerçek ve somut vakıalara dayanma' şartını ihlal etmiş olur. İftira suçunun (TCK m. 267) temel unsuru da 'hukuka aykırı bir fiil isnat etme'nin 'kişinin masum olduğunu bilerek' yapılmasıdır. 2) Özel Kast (Saik): Failin amacı, sadece bir hakkı kullanmak veya adaletin tecellisine katkıda bulunmak değil, şikayet ettiği kişiye zarar verme, onu soruşturma veya kovuşturmaya maruz bırakma (mağdur etme) kastıyla hareket etmesidir. Dolayısıyla, bir kişi, masum olduğunu bildiği birine sırf ona zarar vermek amacıyla asılsız bir suç isnadıyla şikayette bulunursa, bu eylem şikayet hakkının kötüye kullanılmasıdır, TCK m. 128 kapsamına girmez ve TCK m. 267'deki iftira suçunu oluşturur.