TCK m. 18'de mülga olan 'geri verme' (iade) hükmünün gerekçesinde, geri verme talebinin kabul edilmeyeceği haller arasında 'kişiye işkence ve insanlık dışı muamele yapılabileceğine dair kuvvetli şüphe sebepleri mevcut ise' ifadesi yer almaktadır. Bu ilke, günümüz uluslararası hukukunda hangi temel prensibe karşılık gelmektedir ve Türkiye'nin bu konudaki uluslararası yükümlülükleri nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #60780

TCK m. 18'in mülga gerekçesinde yer alan bu ilke, uluslararası insan hakları hukukunun temel prensiplerinden olan 'non-refoulement' (geri göndermeme) ilkesine karşılık gelmektedir. Bu ilke, bir kişinin, işkence, zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele ya da cezaya maruz kalacağı bir ülkeye hiçbir surette gönderilememesini, iade edilememesini veya sınır dışı edilememesini ifade eder. Bu, mutlak bir yasaktır ve kamu güvenliği veya terörle mücadele gibi gerekçelerle dahi istisnası kabul edilmez. Türkiye'nin bu konudaki temel uluslararası yükümlülükleri, taraf olduğu şu sözleşmelerden kaynaklanmaktadır: 1) Birleşmiş Milletler İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme (m. 3). 2) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (m. 3 - İşkence Yasağı): AİHM, m. 3'ü yorumlayarak 'non-refoulement' ilkesini içtihat yoluyla geliştirmiştir (Soering/Birleşik Krallık kararı). 3) Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi (m. 33). TCK m. 18 mülga olsa da, suçluların iadesine ilişkin usul artık 6706 sayılı kanunla düzenlenmektedir ve bu kanunda da 'non-refoulement' ilkesi temel bir prensip olarak yer almaktadır.