5237 sayılı TCK m. 1'de belirtilen Ceza Kanunu'nun amaçları arasında 'kişi hak ve özgürlüklerini korumak' ile 'kamu düzen ve güvenliğini korumak' yer almaktadır. Hakaret suçunun (TCK m. 125) TCK m. 128 (iddia ve savunma dokunulmazlığı) ile olan ilişkisinde, bu iki amaç nasıl bir denge içinde değerlendirilmelidir?
Bu ilişki, TCK m. 1'de belirtilen iki temel amacın çatışması ve dengelenmesinin tipik bir örneğidir. Hakaret suçu (TCK m. 125), doğrudan doğruya 'kişi hak ve özgürlüklerinden' olan şeref ve haysiyet hakkını korumayı amaçlar. İddia ve savunma dokunulmazlığı (TCK m. 128) ise, adaletin tecellisi ve hak arama özgürlüğünün etkin bir şekilde kullanılabilmesi yoluyla 'kamu düzeninin' ve 'hukuk devletinin' işleyişini korumayı hedefler. Yargıtay kararlarında bu denge şu şekilde kurulmaktadır: İddia ve savunma hakkı kullanılırken, karşı tarafın şeref ve haysiyetine yönelik ifadeler kullanılabilir. Ancak bu ifadeler, uyuşmazlığın çözümüyle ilgili olmalı ve keyfi bir saldırıya dönüşmemelidir. Eğer kullanılan ifadeler, davanın aydınlatılmasına hizmet etmiyor, sadece karşı tarafı küçük düşürme amacı taşıyorsa, bu durumda 'kişi hak ve özgürlüklerini koruma' amacı, 'kamu düzenini (adaletin işleyişini) koruma' amacının önüne geçer ve ifade hakaret suçu olarak cezalandırılır. TCK m. 128'deki 'uyuşmazlıkla bağlantılı olma' ve 'somut vakıalara dayanma' şartları, işte bu dengeyi kuran ölçütlerdir. Bu şartlar sağlandığında, adil yargılanma hakkı şeref hakkına üstün tutulmakta; sağlanmadığında ise şeref hakkı korunmaktadır. (Bkz: TCK m. 1, m. 128 ve ilgili Yargıtay kararları)