İnsan ticareti suçunda (TCK m. 80) mağdurun, failin eylemlerine rıza göstermesi fiili suç olmaktan çıkarmaz. Bu kuralın ardındaki temel hukuki felsefe nedir? Bu durum, kişinin kendi bedeni ve özgürlüğü üzerindeki 'tasarruf hakkının' sınırlarını nasıl çizmektedir?
İnsan ticareti suçunda mağdurun rızasının fiili hukuka uygun hale getirmemesinin ardındaki temel felsefe, insan onurunun (Anayasa m. 17) dokunulmazlığı ve kişinin kendisinin bir meta (eşya) haline getirilemeyeceği ilkesidir. Hukuk düzeni, bir kişinin kölelik, cinsel sömürü, zorla çalıştırma gibi insan onuruyla bağdaşmayan durumlara rıza göstermesini geçerli kabul etmez. Bu, kişinin kendi bedeni ve özgürlüğü üzerindeki 'tasarruf hakkının' mutlak olmadığını, kamu düzeni ve temel ahlaki değerlerle sınırlı olduğunu gösterir. Kişi, yaşam hakkından veya vücut bütünlüğünden vazgeçemeyeceği gibi, kendisini modern kölelik biçimlerinin bir nesnesi haline getirecek bir duruma da hukuken geçerli bir rıza gösteremez. TCK m. 80, bu felsefeyi yansıtarak, insan onurunu, bireyin kendi iradesine karşı dahi koruma altına almaktadır. Özellikle rızanın cebir, tehdit, hile gibi iradeyi sakatlayan yollarla elde edildiği durumlarda bu geçersizlik daha da belirgindir. Ancak suç, 18 yaşından küçükler söz konusu olduğunda, hiçbir irade sakatlığı olmasa dahi rızayı mutlak surette geçersiz sayarak bu korumayı en üst düzeye çıkarmaktadır. (Bkz: kadimhukuk.com.tr, 'İnsan Ticareti Suçunun Şartları')