5237 sayılı TCK'nın temel ilkelerinden olan 'Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi' (TCK m. 3) ile 'Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi' (TCK m. 2) arasında nasıl bir ilişki vardır? TCK m. 3'ün gerekçesinde vurgulanan 'oranlılık' kavramı, ceza adaletinin sağlanmasında ne gibi bir işlev görür?
TCK m. 2'deki kanunilik ilkesi, hangi fiillerin suç olduğunun ve karşılığında hangi cezaların verileceğinin kanunla açıkça belirlenmesini sağlayarak keyfiliği önler ve hukuki güvenliği sağlar. TCK m. 3'teki eşitlik ve adalet ilkesi ise, kanunilik ilkesinin soyut çerçevesinin somut olaya uygulanmasında hakime yol gösteren bir 'değer' ve 'ölçüt' normudur. İlişkileri şöyledir: Kanunilik ilkesi 'neye, ne kadar' ceza verileceğini belirlerken, adalet ve eşitlik ilkesi bu belirlenen sınırlar içinde 'nasıl' ceza verileceğini, yani cezanın bireyselleştirilmesini yönlendirir. TCK m. 3 gerekçesinde vurgulanan 'oranlılık' ilkesi, işlenen fiilin ağırlığı ile hükmedilen ceza ve güvenlik tedbiri arasında makul bir denge olması gerektiğini ifade eder. Bu ilke, cezanın hem caydırıcı olmasını hem de failin ıslahını (yeniden topluma kazandırılmasını) amaçlayan adaletli bir yaptırım olmasını sağlar. Hakim, TCK m. 61 uyarınca temel cezayı belirlerken, kanunilik ilkesinin çizdiği alt ve üst sınırlar içinde kalmak kaydıyla, oranlılık ilkesi gereği fiilin haksızlık içeriğine uygun, adil bir ceza tayin etmekle yükümlüdür. Böylece, kanunilik ilkesinin potansiyel katılığı, adalet ve oranlılık ilkeleriyle somut olayda yumuşatılır ve bireyselleştirilir. (Bkz: TCK m. 2, m. 3 ve gerekçeleri)