Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2014/7360 sayılı kararında, siyasi veya askeri casusluk suçunun (TCK m. 328) oluşabilmesi için 'lehine casusluk yapılan bir yabancı devletin varlığı' ve 'bu devletle bir anlaşma' şartı aranmıştır. Metin yazarı bu yoruma hangi gerekçelerle karşı çıkmaktadır? 'Suçta ve cezada kanunilik' ilkesi bu tartışmanın neresinde durmaktadır?
Metin yazarı, Yargıtay'ın bu yorumuna şu gerekçelerle karşı çıkmaktadır: 1) Kanunilik İlkesi: TCK m. 328'in metninde, suçun unsurları arasında 'yabancı bir devlet yararına' veya 'bir devletle anlaşma' gibi bir ifade yer almamaktadır. Maddede aranan özel kast, 'siyasal veya askeri casusluk maksadıyla' hareket etmektir. Kanunda yer almayan bir unsuru, yorum yoluyla suçun zorunlu bir parçası haline getirmek, 'suçta ve cezada kanunilik' (TCK m. 2) ilkesine aykırıdır. 2) Gerekçenin Bağlayıcı Olmaması: Yargıtay bu yorumunu madde gerekçesindeki ifadelere dayandırmaktadır. Ancak ceza hukukunda bağlayıcı olan, kanun metninin kendisidir, gerekçesi değil. Gerekçe, sadece metnin anlaşılmasında bir yardımcı araçtır. 3) Suçun Koruduğu Hukuki Yarar: Casusluk suçu, sadece yabancı devletlere karşı değil, devletin güvenliğini tehdit eden her türlü yapıya (terör örgütleri, uluslararası yapılar, şirketler vb.) karşı da devletin sırlarını korumayı amaçlar. Suçu sadece yabancı devletlerle sınırlamak, korunan hukuki yararı daraltır. Yazar, casusluğun bir suç örgütü veya başka bir yapı lehine de işlenebileceğini savunmaktadır. (Bkz: sen.av.tr, 'Kozmik Oda ve Devlet Sırrı' makalesi)