TCK m. 128'de düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığının uygulanabilmesi için aranan 'gerçek ve somut vakıalara dayanma' ve 'uyuşmazlıkla bağlantılı olma' koşulları arasındaki ilişkiyi, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2014/10075 sayılı kararı ışığında analiz ediniz. Bir isnat gerçek olsa bile hangi durumda dokunulmazlık kapsamı dışında kalabilir?
TCK m. 128, dokunulmazlığın iki temel koşula bağlı olduğunu belirtir: 1) İsnat ve değerlendirmeler 'gerçek ve somut vakıalara dayanmalıdır'. 2) Bu isnat ve değerlendirmeler 'uyuşmazlıkla bağlantılı olmalıdır'. Bu iki koşul kümülatiftir, yani her ikisinin de aynı anda var olması gerekir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2013/4698 E., 2014/10075 K. sayılı kararında bu ilişki net bir şekilde ortaya konmuştur. Kararda, bir ceza davasında sanık olan kişiye yönelik olarak vekili tarafından sunulan dilekçedeki 'gece hayatı, alkol ve aldatmaları artarak devam etmiştir', 'birden fazla yabancı uyruklu bayanlarla otellerde alem yaptığına dair... delillerimiz mevcuttur' gibi ifadeler, davanın konusu (hakaret, tehdit vb.) ile doğrudan bir ilgisi ve yararı bulunmadığı için 'uyuşmazlıkla bağlantılı olma' koşulunu sağlamadığı kabul edilmiştir. Bu isnatlar gerçek ve somut vakıalara dayansa bile, davanın çözümüne katkı sunmayan, sadece karşı tarafı küçük düşürme amacı taşıyan özel hayatına ilişkin bu tür beyanlar savunma sınırını aşar ve dokunulmazlık kapsamında değerlendirilemez. Dolayısıyla, bir isnat gerçek olsa dahi, görülmekte olan uyuşmazlığın çözümüyle mantıksal bir bağlantısı yoksa, iddia ve savunma dokunulmazlığı korumasından yararlanamaz. (Bkz: TCK m. 128 ve ilgili Yargıtay kararı)