Yargıtay, 'beddua' niteliğindeki sözlerin neden hakaret suçunu (TCK m. 125) oluşturmadığını kabul etmektedir? Bu ayrımın temelindeki hukuki mantık nedir ve 'ağır eleştiri' ile 'beddua' arasındaki benzerlik ve farklılıklar nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #60549

Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre, 'beddua' niteliğindeki sözler hakaret suçunu oluşturmaz. Bunun temelindeki hukuki mantık, hakaret suçunun objektif olarak bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını ya da sövmeyi içermesi gerekliliğidir. Beddua, kişinin başına kötü bir şey gelmesi yönündeki temenniyi, ilenmeyi ifade eder ve muhatabın onur ve saygınlığına yönelik somut bir isnat veya sövme niteliği taşımaz. Örneğin, 'Allah belanı versin' demek, kişinin mevcut onurunu zedeleyen bir ifade değil, geleceğe yönelik olumsuz bir dilektir. 'Ağır eleştiri' ise bir kişinin eylem veya düşüncelerine yönelik, rahatsız edici de olabilen olumsuz bir değer yargısıdır ve ifade özgürlüğü kapsamında korunur. Beddua ile ağır eleştirinin ortak noktası, her ikisinin de somut bir fiil isnadı veya sövme içermemeleridir. Farkları ise, ağır eleştirinin genellikle bir eylem veya fikre yönelik olmasına karşın, bedduanın doğrudan kişinin kendisine yönelik ilahi veya metafizik bir ceza dilemesi olmasıdır. Her ikisi de TCK m. 125 kapsamında suç olarak değerlendirilmez. (Bkz: or.av.tr, 'Suçun Maddi ve Manevi Unsurları Nelerdir?' başlığı)