Hakaret suçunun (TCK m. 125) manevi unsurunu oluşturan 'genel kast'ın, Yargıtay kararlarında 'zarar verme bilinci ve iradesi' olarak yorumlanması, 'mağdurun rızası' halinde kastı ortadan kaldırması sonucunu doğurmaktadır. Mağdurun rızasının hukuka uygunluk sebebi olmadığı halde kastı ortadan kaldırması teorisini, TCK'nın kusurluluğu düzenleyen genel hükümleri çerçevesinde kritik ediniz.
Hakaret suçu şerefe karşı işlenen suçlardan olup, mağdurun rızası bu hakkın üzerinde serbestçe tasarruf edilememesi nedeniyle bir hukuka uygunluk sebebi değildir. Ancak Yargıtay, yerleşik içtihatlarında (örn: 11.CD, 2015/5730 E., 2017/5041 K.) mağdurun önceden verdiği rızanın, faildeki 'zarar verme bilincini' yani kastı ortadan kaldırdığını kabul etmektedir. Bu yaklaşım, hukuka uygunluk nedeni-kusurluluk ayrımı açısından doktrinde tartışmalıdır. Teorik olarak rıza, fiilin haksızlık içeriğini ortadan kaldırmadığı için hukuka uygunluk nedeni olamaz. Ancak Yargıtay, failin, mağdurun rızasına dayanarak hareket ettiğinde, onun onur, şeref ve saygınlığını rencide etme, yani ona zarar verme kastıyla değil, rızanın verdiği güvenle hareket ettiğini varsayarak suçun manevi unsurunun oluşmadığı sonucuna varmaktadır. Bu durum, TCK m. 30'da düzenlenen 'hata' hükümlerinden, özellikle 'haksızlık yanılgısı' (TCK m. 30/4) ile benzerlik gösterse de, Yargıtay bunu doğrudan kastın yokluğu olarak değerlendirmektedir. Eleştirel olarak, bu yorumun, hukuka uygunluk nedenleri ve kusurluluk unsurlarını iç içe geçirdiği ve rızaya dolaylı yoldan bir hukuka uygunluk sebebiymiş gibi sonuç bağladığı söylenebilir. (Bkz: or.av.tr, 'Suçun Manevi Unsurları' ve 'Suçun Hukuka Aykırılık Unsuru' başlıkları)