Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin E:2017/1443, K:2017/4758 sayılı kararında TCK 309 (Anayasayı İhlal) suçu bağlamında 'manevi cebir' kavramı tartışılmıştır. 5237 sayılı TCK'nın hazırlık sürecinde ve nihai metninde 'cebir' unsuru nasıl ele alınmıştır? Dairenin 'manevi cebir'e ilişkin yaklaşımı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #58940

Kararda belirtildiği üzere, Hükümet Tasarısı'nda TCK 309'daki 'cebir' unsuru yerine 'Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle' ibaresi kullanılarak manevi cebri de kapsayan geniş bir tanım hedeflenmişti. Ancak Meclis çalışmaları sırasında bu görüşten vazgeçilerek yasa metnine açıkça 'cebir ve şiddet' unsuru eklenmiş, gerekçede de bunun fiziki/maddi cebir olduğu açıklanmıştır. Yargıtay 16. CD, 'manevi cebir' kavramının, me'haz kanun açısından Faşizmin, Türk Ceza Hukuku yönünden ise 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası Yüksek Adalet Divanı'nın ürünü olduğunu belirterek, özgürlükçü çağdaş demokratik hukuk devletinde bu görüşün savunulabilir bir tarafı olmadığını, kanunun aradığı cebrin fiziki/maddi cebir olduğunu kabul etmiştir. Dolayısıyla, Daire 'manevi cebir'i TCK 309 kapsamında bir unsur olarak kabul etmemektedir.