Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 2015/3324 E., 2016/8357 K. sayılı kararı, bir apartman yöneticiliği veya şirket gibi tüzel kişilerin Türk Ceza Kanunu'na göre 'suçun faili olamayacağını' ve bu durumda 'düşme kararı verilmesi gerektiğini' belirtmektedir. Bu kararın, TCK Madde 20/2'deki 'tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz' ilkesiyle ilişkisini ve bu ilkenin ceza yargılamasındaki pratik sonuçlarını, özellikle kabahatler hukuku ile ceza hukuku arasındaki ayrım bağlamında değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #58873

TCK Madde 20/2, Türk Ceza Hukuku'nun temel prensibini, yani 'tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz' ilkesini açıkça ifade eder. Bu ilke, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin (TCK 20/1) bir uzantısıdır; çünkü ceza, suçu işleyen gerçek kişinin manevi dünyasına yönelik bir kınama ve yaptırımdır. Tüzel kişilerin manevi âlemi ve kusur yeteneği olmadığından, ceza hukuku anlamında fail olmaları mümkün değildir. **Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin Kararı ve Pratik Sonuçları:** Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 2015/3324 E., 2016/8357 K. sayılı kararı, 'Gerekçeli karar başlığında sanık olarak gösterilen ... Şirketinin tüzel kişi olması nedeniyle atılı elektrik enerjisi hakkında hırsızlık (karşılıksız yararlanma) suçu yönünden fail olamayacağının gözetilmemesi suretiyle 5237 sayılı TCK`nın 20/2. maddesine aykırı davranılması'nı bozma nedeni yapmıştır. Karar, bu durumda 'kovuşturma şartının gerçekleşmemesi nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi gereği düşme kararı verilmesi gerektiğini' belirtmiştir. Aynı Dairenin 2013/2013 E., 2013/25444 K. sayılı kararı da benzer şekilde apartman yöneticiliğinin tüzel kişi olması nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Pratik sonuçları şunlardır: * **Yargılama Usulü:** Tüzel kişiler hakkında ceza davası açılamaz. Eğer açılırsa, mahkeme davanın esasına girmeksizin 'düşme kararı' vermek zorundadır (CMK 223/8). * **Yaptırım Türü:** Tüzel kişiler hakkında ancak, TCK 20/2'de belirtilen 'güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar' (TCK 60'ta düzenlenenler gibi, örneğin iznin iptali, müsadere) veya 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında 'idari yaptırımlar' (örn. idari para cezası) uygulanabilir. Bu yaptırımlar, bir ceza olmayıp, tehlikelilik durumunu gidermeyi amaçlayan önleyici veya düzenleyici niteliktedir. **Kabahatler Hukuku ile Ceza Hukuku Arasındaki Ayrım:** * **Nitelik Farkı:** Ceza hukuku, suçun işlenmesini ve gerçek kişilerin cezalandırılmasını hedeflerken, kabahatler hukuku daha çok kamu düzenini sağlamaya yönelik idari ihlalleri ve bunlara uygulanacak idari yaptırımları düzenler. Tüzel kişilerin faaliyetleri çerçevesinde işlenen bazı fiiller, suç niteliğinde olmasa bile kabahat teşkil edebilir ve bu durumda tüzel kişilere idari para cezası gibi yaptırımlar uygulanabilir (5326 SK Madde 8, 43/A). * **Kanun Koyucunun İradesi:** Kanun koyucu, tüzel kişilerin faaliyetlerinden kaynaklanan zararları veya hukuka aykırılıkları tamamen görmezden gelmek yerine, bu durumlara özgü yaptırımlar öngörmüştür. Bu yaptırımlar, tüzel kişiliğin ekonomik gücü ve toplumsal etkisi göz önüne alınarak caydırıcı bir rol oynar, ancak ceza hukuku prensiplerine uygun olarak gerçek kişilerin cezai sorumluluğuna odaklanılır. Sonuç olarak, Yargıtay'ın bu kararları, TCK Madde 20/2'deki tüzel kişilerin cezai sorumluluğu ilkesini netleştirerek, ceza hukuku ve kabahatler hukuku arasındaki ayrımı güçlendirmekte ve yargılamalarda hukuka uygunluğun sağlanmasına katkıda bulunmaktadır. (TCK Madde 20; 5271 Sayılı CMK Madde 223/8; Yargıtay 13. Ceza Dairesi 2015/3324 E., 2016/8357 K.)