Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2017/1443 E., 2017/4758 K. sayılı kararında, 15 Temmuz darbe teşebbüsü bağlamında FETÖ/PDY'nin 'silahlı terör örgütü' niteliği ve ByLock iletişim sisteminin 'örgütsel delil' vasfı detaylıca incelenmiştir. Kararda ByLock'un örgütsel delil olarak kabul edilmesinin temel gerekçeleri nelerdir? Bu gerekçelerin, 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' ilkesi (TCK 20) ve 'masumiyet karinesi' ile nasıl bağdaştığını tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #58866

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2017/1443 E., 2017/4758 K. sayılı kararı, 15 Temmuz darbe teşebbüsü yargılamalarında FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü niteliğini ve ByLock uygulamasının örgütsel delil vasfını hukuki olarak temellendirmiştir. **ByLock'un Örgütsel Delil Olarak Kabul Edilmesinin Temel Gerekçeleri:** Karar, ByLock'un münhasıran FETÖ/PDY mensuplarının kullanımına sunulduğu sonucuna şu somut delillere dayanarak varmıştır: * **Özel Kurulum ve Kayıt Prosedürü:** ByLock'un internetten indirilmesinin yeterli olmadığı, özel kurulum (USB, hafıza kartı, bluetooth) ve özel ID (kimlik numarası) gerektirdiği, mesajlaşma için her iki tarafın ID'lerini bilmesi ve birbirlerini eklemesi gerektiği. Telefon rehberindeki kişilerin otomatik eklenmesi özelliği bulunmaması. * **Anonimlik ve Gizlilik Odaklı Yapı:** Gerçek isimler yerine kod adlarının kullanılması, şifreli haberleşme, e-posta, sesli görüşme ve dosya transferi özelliklerinin varlığı, verilerin belirli sürelerde otomatik olarak silinmesi ve VPN kullanımının zorunlu olması. * **Türkçe İçerik ve Kullanıcı Profili:** Kaynak kodlarında Türkçe ifadeler, Türkçe kullanıcı adları/grup isimleri/çözüm şifreleri, neredeyse tüm içeriklerin Türkçe olması, Google aramalarının çoğunlukla Türkiye'den yapılması. * **Kurumsal ve Ticari Nitelik Bulunmaması:** Litvanya'da sunucu kiralama ve anonim ödeme sistemi 'Paysera' kullanılması, uygulamanın ticari bir amacı olmadığını, özel bir grup için tasarlandığını gösterir. * **İtirafçı Beyanları:** 15 Temmuz sonrası itirafçı sanıkların ByLock'un örgüt içi haberleşme aracı olduğu yönündeki beyanları. Bu gerekçelerle, Yargıtay, ByLock kullanımını 'kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil' olarak kabul etmiştir. **'Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği' ve 'Masumiyet Karinesi' ile Bağdaşma:** * **Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği (TCK Madde 20):** Karar, ByLock kullanımının doğrudan 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' ilkesine aykırı olmadığını savunur. Çünkü ByLock, bireysel olarak suç örgütüyle kasten bağlantı kurma ve örgüt talimatıyla gizliliği sağlamak için kullanma eylemi olarak değerlendirilmektedir. Bu, kişinin başkasının fiilinden değil, kendi bilinçli eyleminden (ByLock kullanma) sorumlu tutulması anlamına gelir. Yani, ByLock'u kullanmakla kişi, örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dahil olmuş ve örgütün nihai amacını desteklemiş sayılır. Yargıtay'a göre, bu durum, TCK'nın 220/5. maddesindeki 'örgüt yöneticilerinin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılması' hükmüyle de uyumludur, zira örgüt yöneticisi olmayanlar için ise suçun niteliği ve delil durumu itibarıyla TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddeleri kapsamında değerlendirme yapılır. * **Masumiyet Karinesi:** Masumiyet karinesi, bir kişinin suçu kanıtlanana kadar masum sayılmasını gerektirir. Yargıtay, ByLock kullanımının tek başına değil, 'her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde' örgütsel delil olacağını vurgulamıştır. Yani, ByLock'un sadece indirilmesi değil, 'yoğun bir şekilde kullanıldığı'nın ve 'sisteme ancak şifre ile girilebilen dönemde' kullanıldığının teknik verilerle ispatı aranmıştır. Bu, delilin niteliği ve ispat gücü açısından masumiyet karinesini koruma çabası olarak yorumlanabilir. Ancak, bu kararın geniş yorumlandığı ve 'kullanıcı' olarak belirlenen her kişinin terör örgütü üyeliği ile doğrudan ilişkilendirildiği eleştirileri de mevcuttur. (TCK Madde 20, 309, 314; Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2017/1443 E., 2017/4758 K.)