Hasan Turgut başvurusunda AYM, elkoyma tedbirinin makul süreyi aştığına karar verirken, başvurucunun yurt dışında firari olduğu olgusunu dikkate almıştır. Bir başvurucunun kendi eylemiyle (firari olma) yargılamanın uzamasına neden olması, 'makul süre' analizinde normalde onun aleyhine bir durumken, bu olayda neden ihlal kararına engel olmamıştır?
Normalde, bir davanın makul sürede sonuçlandırılamamasında başvurucunun kendi kusurlu davranışları (duruşmalara gelmeme, adres bildirmeme, firari olma) dikkate alınır ve bu süreler devletin sorumluluğundan düşülür. Ancak Hasan Turgut başvurusunda konu, davanın bir bütün olarak makul sürede bitirilip bitirilmemesi değil, 'mülkiyet hakkına müdahale eden bir tedbirin' makul sürede devam edip etmediğidir. AYM, bu iki durumu birbirinden ayırmaktadır. Elkoyma tedbirinin amacı, mal varlığının suçla bağlantısını araştırmaktır. Başvurucunun firari olması, bu araştırmanın yapılmasını imkansız kılmaz. Devletin, kişinin yokluğunda dahi bu incelemeyi yapıp bir sonuca varma ve tedbiri kaldırma veya devam ettirme konusunda gerekçeli bir karar verme yükümlülüğü devam eder. Yıllarca bu araştırmanın yapılmaması ve tedbirin belirsiz bir şekilde sürdürülmesi, müdahaleyi orantısız hale getirir. Yani, başvurucunun firari olması, devletin tedbirin orantılılığını sağlama konusundaki pozitif yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz. Bu nedenle, başvurucunun kusuruna rağmen ihlal kararı verilmiştir.